The adventure of Turkish modernization and conservatism: Ahmet Hamdi Tanpınar
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETİMİ ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2023
Tezin Dili: İngilizce
Öğrenci: SERTAÇ YÜRÜK
Danışman: Yılmaz Bingöl
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Tanzimat'la birlikte batılılaşma ve modernleşme sürecine girdiği kabul edilen Osmanlı toplumuna, bu süreçte çevirilerle tiyatro ve roman gibi kendi geleneğinde bulunmayan edebiyat türleri de giriş yapmıştır. İlk çevirmenler aynı zamanda ilk roman yazarları olarak öne çıkmışlardır. Bu çeviri faaliyetleri ile dönemin kültür ve düşünce dünyası yeni kavram ve düşüncelerle sarsılmıştır. Tanzimat dönemi yazar ve düşünürleri Fransız diline, devrim ve aydınlanma filozoflarına büyük ilgi duymuşlardır. Jön Türk hareketi, 1890'lardan itibaren Osmanlı edebi hayatını şekillendirmeye başlamış ve gençlerin, bir şekilde yabancı basında yer alan yazıları okuması ile Avrupa'da olan biteni anlaması mümkün hale gelmiştir. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Avrupa siyasal düşüncesinde modernizmi Batı içinden eleştiren bakış açıları ortaya çıkmıştır. Bu eleştirmenlerden biri olan Bergson, batı düşüncesinin ana ekseni dışında kalan düşünceleri ile akla karşı sezgi, zamana karşı süre kavramlarını kullanmış ve değişimde sürekliliği savunmuştur. Mustafa Şekip Tunç tarafından kaleme alınan Bergsoncu yazılar özellikle pozitivist ve ilimcilik cereyanlarına karşı Batı'da yükselen karşı-fikir hareketlerinin Türkiye'ye taşınmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu durumdan etkilenen Ahmet Hamdi Tanpınar da edebi yazıları ile cumhuriyetin radikal dönüştürmelerine karşı yazılar kaleme almıştır. Mazi ile barışık yaşamanın, tarihsel mirasın sürdürülmesinin ve cemiyeti oluşturan değerlerin korunması gerekliliğine değinen Tanpınar, değişerek devam etmenin, devam ederek dönüşmenin doğruluğuna inanmaktadır. Tanpınar, modernleşmenin Türk toplumunun zihnini ikiye böldüğünü ve bu bölünmüşlüğün bireylerin yaşantısında bir ikilik problemi çıkardığını neredeyse tüm eserlerinde vurgulamıştır. Bu medeniyet değiştirmesi ve Doğu ile Batı arasında kalmışlık, beraberinde fertte zihinsel bir melezliğe ve buhrana sebebiyet vermiştir. Tanpınar'ın eserlerinin bu minvalde okunup değerlendirilmesi Türk toplumunun daha iyi anlaşılmasına vesile olacaktır. Dolayısıyla Tanpınar'ın sanatçı/şair kişiliğinin ötesinde ya da onunla yoğrulmuş olarak bir "düşünür" sıfatıyla kabullenilmesi yerinde bir anlayış olacaktır.