The Lost Link Between the Kantian Category of Substance-Accident and the Hegelian Concept of Alienation: Fichte’s Notion of Alienation of Consciousness


Creative Commons License

Bilgiç E.

Dört Öge, no.15, pp.123-139, 2019 (Refereed Journals of Other Institutions)

  • Publication Type: Article / Article
  • Publication Date: 2019
  • Title of Journal : Dört Öge
  • Page Numbers: pp.123-139

Abstract

In this article, I demonstrate the link Fichte’s understanding of alienation provides between Kant’s and Hegel’s notions of alienation. Although Fichte is among the philosophers that first coined ‘alienation,’ the concept is often attributed to Hegel. While works on the Hegelian concept of alienation are abound, there are hardly any studies on alienation in Fichte. This article redresses this lack and deepens our understanding of alienation. To this end, I show that alienation of consciousness means being alien to an ideal ‘I’; while ‘I’ is a logical illusion in Kant, in Fichte it provides content to the factual world; alienation reorganizes the Kantian relation categories through ‘I-consciouness’; and for Fichte alienation is only a fact in the context of substance-accident category. Then I compare the Hegelian and Fichtean notions of alienation. In conclusion, I show that for Fichte, alienation is failure of consciousness to realize itself as free activity and specifically it means self positing itself as a substance with accidents. Alienation is overcome through an infinite effort to negate accidents. I argue that Hegel’s historicization of alienation shifts the Fichtean emphasis on activity to relationality and both philosophers take consciousness as relationality or activity, rather than as substance.

Kant divides the ethical and empirical worlds in such a way that their reunion seems impossible—though he leaves some space for such hope; while Fichte understands ‘I’ as an infinite effort to accomplish such reunion. Hegel, however, destroys the master and turns the Fichteian infinite effort into a historical finite effort—yet, I claim, if the master survives, this equals inaction that frustrates overcoming of alienation.

Bu makalede, Fichte’nin yabancılaşma terimiyle neyi ifade ettiğini ve bu yolla yabancılaşma kavramının, Kant ve Hegel arasında önemli bir bağlantıya işaret ettiğini gösteriyoruz. Fichte, yabancılaşma kavramının felsefi temellerini inşa eden ilk filozoflardan olsa da; yabancılaşma deyince akla ilk Hegel gelir. Literatürde, Hegelci yabancılaşma kavramı hakkındaki çalışmalara sıklıkla rastlanırken, Fichte’de yabancılaşma kavramını inceleyen çalışma bulmak oldukça zordur. Literatürdeki bu açığı kapatma gayesiyle yazdığımız bu makalede, yabancılaşma kavrayışımızın derinleşmesine de katkı sunmayı amaçlıyoruz. Bu çalışmada, bilincin yabancılaşmasının ‘ben’ idealine yabancı olmak anlamına geldiğini; ‘ben’in, Kant’ta bir mantık illüzyonuyken, Fichte’de bütün olgusal dünyaya içeriğini veren şeye dönüştüğünü; yabancılaşma olgusunun, Kantçı ilişki kategorilerinin ‘ben bilinci’ üzerinden yeniden düzenlenmesinde kendini gösterdiğini ve Fichte’nin yabancılaşma terimini sadece töz-ilinek kategorisi bağlamında ifade ettiğini gösteriyoruz. Ardından, Hegelci ve Fichteci yabancılaşma anlayışlarını karşılaştırıyoruz. Sonuçta, Fichte’nin, yabancılaşmayı, bilincin özgür etkinlik olduğunu anlayamaması olarak; özel bağlamda ise, yabancılaşmayı, ‘ben’in kendini, itkilere sahip bir töz olarak koyması olarak ele aldığını gösteriyoruz. Bu anlamda yabancılaşmanın itkileri yadsıyan sonsuz bir çaba içerisine girmekle aşılabildiğini ve ‘ben’in kendini sonsuz bir çaba olarak tanıdığını belirtiyoruz. Hegel’in, yabancılaşma kavramını tarihselleştirerek, Fichte’nin eylemsellik vurgusunu ilişkisellik vurgusuna çevirdiğini ve iki filozofun da, bilinci töz olarak değil, ilişkisellik veya eylem olarak anlayarak yabancılaşmayı aştığını savlıyoruz.

Kant ahlaki ve empirik dünyayı bir araya gelmeyecek şekilde ayırmakta ve bu iki dünyanın birleşmesini bir umuda bağlamakta; Fichte onları birleştirmek için ‘ben’i sonsuz bir çaba olarak anlamaktadır. Hegel ise Fichte’nin sonsuz çabasını, tarih içinde gerçekleşebilen sonlu bir çabaya çevirerek efendiyi yok etmektedir, ancak efendi hayattaysa bu tespit, yabancılaşmayı aşmanın önüne geçecek bir eylemsizlik anlamına gelmektedir.