VAROLUŞÇULUK ve BEN-BAŞKASI İLİŞKİSİ


Creative Commons License

Demirel B., Bayraktar L.

TURAN-SAM, cilt.12, ss.167-176, 2020 (Diğer Kurumların Hakemli Dergileri)

  • Cilt numarası: 12 Konu: 46
  • Basım Tarihi: 2020
  • Dergi Adı: TURAN-SAM
  • Sayfa Sayısı: ss.167-176

Özet

Bir 20. Yüzyıl akımı olan Varoluşçuluk, insanı herhangi bir varlık olmaktan çıkarıp, birey olarak kabul

eder. Her bireye seçimde bulunma hakkı tanır. Bu seçim ile düşünürler bazı temel düşünceler ortaya

koymuştur. Bu çalışmada dönemin en çok ses getiren filozoflarından olan Jean Paul Sartre (1905-1980) ve

Albert Camus’un (1913-1960) ben ve başkası bağlamındaki görüşleri, eserlerinden hareketle irdelenecektir.

Makalenin temel problemi ben ve başkası sorunudur. Camus ve Sartre, özneyi kendi yalnızlığına hapsederek

yabancılaştırmıştır. Ancak insanın salt çıkar peşinde koşan egoist bir varlık olmaktan çok daha ötesi olduğu

ve öteki ile tamamlanıp anlamını bulduğu unutulmamalıdır.

Varoluşçuluk, 20. Yüzyılın bir akımı gibi görünse de kökleri Sokrates’e (M.Ö. 469-399) kadar giden

ve oradan Augustinus (M.S. 354-430), Pascal (1623-1662), Kierkegaard (1815-1855) ve Edmund Husserl

(1859-1938) gibi filozoflarda karşılaştığımız bazı temalar dolayısıyla felsefe tarihinde bir arka planı vardır.

Ben ve başkası sorunu önemli bir etik tartışma alanını oluşturur. Her iki filozofun, hayatın anlamına ilişkin

perspektifleri birer inceleme konusudur. Hayatın anlamına verdikleri cevabın temelinde, hayatın saçma oluşu

mevcuttur. Saçma; Camus ve Sartre için farklı manaya gelmektedir. Saçmanın içinde yer alan ben ve başkası,

insanı anlamaya çalışmanın diğer ifadesidir. Sartre, bakış fiili nedeniyle başkası sorununu ele alırken; Camus,

başkaldırma ile ulaşılan dayanışma problemini irdelemektedir.

Anahtar Kelimeler: Varoluşçuluk, Sartre, Camus, Ben-Başkası, Yalnızlık, Dayanışma.