Adudüddîn el-Îcî'nin Bilgi Teorisi
Eskiyeni, sa.43, ss.145-166, 2021 (TRDizin)
- Yayın Türü: Makale / Tam Makale
- Basım Tarihi: 2021
- Doi Numarası: 10.37697/eskiyeni.844941
- Dergi Adı: Eskiyeni
- Derginin Tarandığı İndeksler: MLA - Modern Language Association Database, TR DİZİN (ULAKBİM)
- Sayfa Sayıları: ss.145-166
- Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
- Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Öz
Kelâm
ilminin en önemli meselelerinin başında bilgi konusu gelmektedir. İslam inanç
esaslarının bilinmesinde ve belirlenmesinde, iman edilmesi gerekli olan
hususlarla ilgili delillendirme ve ispatlama çabalarında bilgi konusu kilit rol
oynamaktadır. Her bir kelâm ekolünün sistem ve metodolojisi, o kelâm ekolünün
bilgi anlayışı çerçevesinde şekillenmektedir. Kelâm ekollerinin kelâmî konulara
yaklaşımı ve hüküm ortaya koymaları, doğru bilgiye ulaşma ve neyi bilgi olarak
kabul edip, neyi kabul etmediklerine göre belirlenmektedir. Bu sebeple bilgi
konusu, kelâm ilmine dâir yazılan eserlerde öncelikli yerini almaktadır. Bu
durum, bilgi konusunun kelâm ilmindeki önemini ortaya koymaktadır.
Bilgi
konusunu detaylı olarak ele alan ve konuya açıklık getiren kelâmcılardan birisi
de müteahhirûn dönemi Eş’arî kelâmcılarından Adudüddin el-Îcî’dir (öl.
756/1355). Îcî, Gazzâlî sonrası felsefî
kelâmının önde gelen sîmâlarından kabul edilmektedir. Kitâbu'l-Mevâḳıf adlı eserini kendi kelâm
metodolojisini oluşturmaya ayıran ve kelâmî konularda bir usûl belirleme
gayreti içerisinde olan Îcî, söz konusu eserinin girişini bilgi konusuna
ayırmıştır. Klasik Eş’arî geleneğin bilgi konusundaki bakiyesinden faydalanarak
nihâî bir bilgi teorisi üretmeye çalışan Îcî, bilgi konusunda geçmişten gelen
yanlışlıkları ve eksiklikleri de ortaya koyarak kendi teorisini oluşturmaya
çalışmaktadır.
Kelam ilminin bilgi ile başladığı söylenebilir. Ancak
bilginin tanımı konusunda kelamcılar arasında bir konsensüsün bulunmadığı
bilinmektedir. Mutezilî alimler bilginin îtikad olduğunu savunurken, Eşâri
alimler bilginin sıfat olduğunu savunmakta, buna mukabil İslam filozofları ise
bilginin zihni bir varlık olduğunu iddia etmektedirler. Îcî ise, bilginin bir
sıfat olduğunu kabul etmektedir. Îcî’ye göre bilgi, bir mahalde bilenin
bilinene taalluku / nispetidir. Yani bilgi, var olan ve bir şeye
taalluk eden bir sıfattır. Bu sıfat, var olduğu yerde kendisini diğer
bilgilerden ayırmaktadır. Bunu yaparken de bir sebep – sonuç ilişkisine bağlı
olarak değil, âdete dayalı bir şekilde gerçekleştirmektedir.
Îcî,
kesin bilgiye ulaşmanın mümkün olduğunu savunmaktadır. Kesin bilgiye ulaşmak
için kelamcılar arasında yapılan bilgi tasnifleri bilginin ne olduğunu anlamak
bakımından yardımcı olacaktır. Kelamcılar, bilgiyi kadîm ve hâdis bilgi olarak
ikiye ayırmışlar, kadim bilginin Allah’ın bilgisi, hâdis bilginin ise
yaratılmışların bilgisi olduğunu ifade etmişlerdir. Îcî ise bilgi teorisini
hâdis bilgi üzerinden oluşturmaktadır. Çünkü kadîm bilginin Allah’ın bilgisi
olması nedeniyle onda bir zorunluluk ve kesb düşünülemez. Îcî’ye göre hâdis
bilgi zaruri bilgi ve kesbî bilgi olarak iki kısma ayrılmaktadır. Zorunlu bilgi
ile ilgili olarak geniş açıklamalar yapan Îcî, kesbî bilgi ile ilgili olarak
detaylı açıklamaya girmez ve kesbî bilginin ancak nazar ile mümkün olduğunu
ifade ederek eserinin büyük bölümünde zarurî bilginin mukabili olarak nazarî
bilgiye yer vermektedir.
Îcî,
bilgi konusunda kendisinden evvel kelamcıların yapmış olduğu bu tasnife bağlı
kalarak, son tahlilde ortaya koymuş olduğu bilgi tanımını zorunlu bilgi ve
nazarî bilgiye tatbik etmiştir. Ona göre zorunlu bilgiler, insanın varlıksal /
ontolojik yapısı gereği doğuştan getirdiği bilgilerdir, yani insanın
sıfatlarıdır. Zorunlu bilgilerin elde edilmesi, insanın kudretinde değildir.
Nazarî bilgiler ise, tamamen insanın kudretine bağlıdır. İnsanın bazı
vasıtalara başvurarak delillendirme suretiyle elde ettiği bilgilerdir. Nazarî
bilgiler, akıl yetisine sahip, aklî melekelerini kullanan insanların bir
sıfatıdır.
Bu
çalışmada, Adudüddin el-Îcî’nin bilgi tarifi ile bu tarif çerçevesinde bilgi
türleri ele alınacak ve onun bilgi teorisi detaylı olarak incelenecektir.
Anahtar
Kelimeler: Kelâm, Bilgi, Adudüddin el-Îcî, Kitâbu’l-Mevâḳıf, Zarûrî
Bilgi, Nazarî Bilgi.
Abstract
Knowledge is one of the most important subjects of the
science of Kalām. The issue of
“knowledge” plays a key role in the knowledge and determination of the
principles of Islamic faith and in the efforts to prove what is required to be
believed. The systems and methodologies of each Kalām School are shaped within the framework of the knowledge understanding
of that Kalām School. The approach of the
Kalām schools to theological issues and their provision of
judgments are determined by reaching the truth (haqīqah) knowledge, what they
accept as knowledge and what they do not accept. For this reason, the subject
of knowledge takes its primary place in the works written on the Kalām. This situation put forth the importance of knowledge in the Kalām.
Aḍud al-Dīn al-Ījī
(d. 756/1355), one of the predecessors
(muta’akhkhirūn) Ash’arī theologians,
is one of the Kalām scholar dealing with and clarifying the subject of knowledge. Al-Ījī is considered one of the leading figures of the post-
Gazzālī Philosophical Kalām. Al-Ījī, who devoted his work Kitāb al-Mawāqif to creating
his own Kalām methodology and striving to
determine a method in theological (Kalām) issues, allocated the introduction of
this work to the subject of knowledge. Al-Ījī, who tries to produce a ultimate theory of
knowledge by taking advantage of the classical Ash’arī tradition on knowledge,
tried to form his own theory by revealing past mistakes and deficiencies in
knowledge.
It can be said that the Kalām started with knowledge. However, it is known that there is no
consensus among theologians about the definition of knowledge. While Mu’tazilî
scholars argue that knowledge is a belief, Ash’arī scholars
argue that knowledge is an adjective (sifat), whereas Islamic
philosophers claim that knowledge is a intellectual entity. Al-Ījī accepts that knowledge is an adjective. According to
Al-Ījī, knowledge is the
relation/relative of the knowing to the known in a situation. In other words, knowledge is an adjective that exists
and attaches itself to something. This adjective distinguishes itself from
other information where it exists. In doing so, carried out in a manner based
on tradition, not depending on a cause – effect relationship.
Al-Ījī maintains that it is possible to obtain absolute knowledge. The
classification of knowledge made by kalāmists in order to obtain absolute knowledge
will help to understand what knowledge is. The kalāmists divided knowledge into eternal and hādith knowledge and stated
that the eternal knowledge is the knowledge of Allah and the hādith knowledge
is the knowledge of the created ones. On the other hand, al-Ījī constitutes his theory of knowledge based on hādith knowledge.
Because the eternal knowledge is the knowledge of Allah, there is no necessity
and acquirement. According to al-Ījī, “hādith knowledge” is divided into two parts as “darūrī / necessary knowledge” and “kasbī / acquired knowledge”.
Al-Ījī, who makes extensive
statements about necessary knowledge, does not enter detailed explanations
about the acquired knowledge and expresses that the knowledge is only possible
with the observing, and provides naẓarī (theoretical) knowledge in the
majority of his work as a equivalent to “darūrī knowledge”.
Adhering to this classification on
knowledge made by the theologians before him, al-Ījī has applied the definition
of knowledge -he put forward in the final analysis- to darūrī knowledge and naẓarī knowledge. According to him, due to the existential /
ontological structure of human beings, darūrī knowledge
is the knowledge brought from birth, that is, adjectives of human. Acquiring darūrī knowledge is not within the power of man. On the other hand, naẓarī knowledge
depends entirely on the power of man. It is the knowledge that a person obtains through
evidence by using some means. Naẓarī knowledge is an adjective of
people having intellectual ability and using their intellectual faculties.
In
this paper, Aḍud al-Dīn al-Ījī’s description of knowledge and his approach to
types of knowledge within the framework of this description will be discussed
and his knowledge theory will be examined in detail.
Keywords:
Kalām, Knowledge, ʿAḍud al-Dīn al-Ījī, Kitāb al-Mawāqif, Ḍarūrī Knowledge, Naẓarī Knowledge.