Are Islamicity Indices Islamic?: A Comprehensive Evaluation of Islamicity Indices


KORKUT C.

ULUSLARARASI İSLAM EKONOMISI VE FINANSI ARAŞTIRMALARI DERGISI, vol.11, no.2, pp.229-254, 2025 (Peer-Reviewed Journal)

Abstract

This paper rigorously analyzes the Islamicity Indices, a series of evaluations designed to evaluate the extent to which countries conform to Islamic ideals in government, economic performance, and social welfare. Notwithstanding their objectives, the indexes have generated significant criticism, mostly due to their dependence on secular and Western-centric metrics that inadequately represent Islamic principles (e.g., GDP growth, political liberties, and rule-of-law indicators that originate from liberal-democratic frameworks rather than Islamic ethical sources). The rankings frequently position non-Muslim-majority nations in the forefront, suggesting that Muslim-majority countries do not adhere to Islamic precepts. People are worried that this method might end up endorsing Western ways of running a country and developing it, since it values economic and political measures that are in line with capitalism and democracy more than traditional Islamic rules. A primary critique of the Islamicity Indices is their reliance on secular metrics to define ‘Islamicity, which may diminish the whole essence of Islam to disjointed, externally imposed classifications. By putting GDP growth, openness, and individual rights at the top of the list, the indices may miss or misrepresent basic Islamic principles. For instance, GDP growth prioritizes material expansion without necessarily considering ethical constraints, redistributive justice, or the prohibition of riba (interest), which are central in Islamic economics. Likewise, “openness” often implies trade and capital liberalization, which can overlook Islamic concerns about exploitative transactions or social harm. Furthermore, “individual rights,” as interpreted in liberal paradigms, may emphasize autonomy over communal responsibility and moral accountability, potentially conflicting with Islam’s emphasis on collective welfare and spiritual duties. These principles underscore ethical governance, social wellbeing, and equitable income distribution, diverging from the indices’ emphasis on procedural efficiency and individual liberties. Furthermore, the indexes may fail to incorporate the historical and socio-political contexts of Muslim-majority nations, potentially resulting in rankings that inaccurately portray these countries as inadequately Islamic based on standards that do not align with their beliefs. This paper contends that a revised paradigm for assessing Islam is necessary to more accurately represent its spiritual, ethical, and communal aspects. By including criteria rooted in Islamic values, such as ethical financial practices, equitable governance, and social solidarity, researchers can formulate a model that genuinely embodies Islamic principles. An improved model of Islamicity would furnish Muslim-majority nations with a pertinent instrument for self-evaluation and reform while simultaneously offering non-Muslim audiences a sophisticated comprehension of Islamic governance and social ethics. This framework could promote cross-cultural understanding by highlighting the unique yet universal ideals inherent in Islam’s perspective on social well-being.

Bu makale, ülkelerin yönetim, ekonomik performans ve sosyal refah açısından İslamî ideallere ne ölçüde uyduğunu değerlendirmek amacıyla oluşturulmuş İslamilik Endekslerini analiz etmektedir. Ancak bu endeksler, İslamî ilkeleri yeterince temsil etmeyen seküler ve Batı merkezli ölçütlere dayanması (örneğin, GSYİH büyümesi, siyasi özgürlükler ve hukuk devleti gibi, İslamî değil, liberal-demokratik yaklaşımlardan türetilmiş göstergeler) nedeniyle önemli eleştirilere maruz kalmaktadır. Sıralamalar, genellikle Müslüman olmayan ülkeleri üst sıralara yerleştirerek, Müslüman çoğunluklu ülkelerin İslamî kurallara uymadığı izlenimini vermektedir. Bu yöntemin, geleneksel İslamî kurallardan çok kapitalizm ve demokrasi ile uyumlu ekonomik ve siyasi göstergelere öncelik verdiği için Batılı yönetim ve kalkınma modellerini dolaylı olarak meşrulaştırabileceğinden endişe edilmektedir. İslamilik Endeksleri’ne yönelik en önemli eleştirilerden biri, ‘İslamilik’ kavramını seküler ölçütlerle tanımlamalarıdır. Bu yaklaşım, İslam’ın bütüncül yapısını parçalı ve dışarıdan dayatılan kategorilere indirgeme riski taşımaktadır. Endekslerin GSYİH büyümesi, şeffaflık ve bireysel hakları önceliklendirmesi, İslam’ın temel ilkelerinin gözden kaçırılmasına veya yanlış temsil edilmesine yol açabilir. Örneğin, GSYİH büyümesi maddi büyümeyi öncelemekte, ancak İslam ekonomisinin merkezinde yer alan etik sınırlamalar, adil gelir dağılımı ve faizin (riba) yasaklanması gibi unsurları dikkate almamaktadır. Benzer şekilde “şeffaflık” ya da “açıklık” kavramı çoğunlukla ticaretin ve sermaye akışının serbestleştirilmesi anlamına gelirken, İslamî perspektifte sömürüye yol açan işlemlerden kaçınma ve toplumsal zararın önlenmesi gibi hassasiyetleri göz ardı edebilir. “Bireysel haklar” ise liberal paradigmada bireysel özerklik ve özgürlükler üzerine kuruluyken, İslamî yaklaşım bireysel hakları toplumsal sorumluluk ve ahlaki hesap verebilirlik ile dengeleme gereğini vurgular. Bu da bireyin değil toplumun refahını önceleyen ahlaki bir yapıya işaret eder. Oysa İslamî yönetim anlayışı etik yönetişimi, sosyal refahı ve adil gelir dağılımını merkeze alırken, endekslerin daha çok prosedürel verimlilik ve bireysel özgürlükler üzerine yoğunlaştığı görülmektedir. Ayrıca, bu endeksler Müslüman çoğunluklu ülkelerin tarihî ve sosyo-politik bağlamlarını yeterince dikkate almamaktadır. Bunun sonucunda, bu ülkelerin inançlarıyla örtüşmeyen ölçütler temelinde yetersiz bir İslamilik seviyesine sahip oldukları şeklinde hatalı bir izlenim oluşturmaktadır. Bu makale, İslam’ın manevi, etik ve toplumsal boyutlarını daha doğru bir şekilde temsil eden yeni bir değerlendirme paradigmasına ihtiyaç duyulduğunu savunmaktadır. Etik finansal uygulamalar, adil yönetişim ve toplumsal dayanışma gibi İslamî değerlere dayalı kriterleri içeren bir model oluşturulması halinde, araştırmacılar İslamî ilkeleri daha iyi yansıtan bir çerçeve geliştirebilirler. Daha kapsamlı bir İslamilik modeli, Müslüman çoğunluklu ülkeler için kendini değerlendirme ve reform süreçlerinde işlevsel bir araç olabileceği gibi, Müslüman olmayan toplumlara da İslamî yönetim ve sosyal etik konusunda derinlemesine bir anlayış kazandırabilir. Böyle bir çerçeve, İslam’ın sosyal refah anlayışında barındırdığı hem özgün hem de evrensel idealleri öne çıkararak kültürler arası anlayışı geliştirebilir.