Sylvia Plath ve Nilgün Marmara’nın Gizdökümcü Şiirlerindeki Ölüm Teması Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme: "Lady Lazarus" ve "Savrulan Beden"


Creative Commons License

Karabulut T.

Journal of Modernism and Postmodernism Studies, cilt.4, sa.1, ss.100-126, 2023 (Hakemli Dergi)

Özet

Amerikan şair ve yazar Sylvia Plath, Amerikan edebiyatında 1950’lerde ortaya çıkan Gizdökümcü Şiir türünün öncülerinden  biridir. Plath’ın genellikle psikanalist, feminist ve otobiyografik açılardan incelenmiş ve   yaşamındaki  trajik  olaylarla ilişkilendirilmiş olan “Lady Lazarus” adlı şiiri, bu türün en iyi örneklerinden biri olarak kabul edilir. Şiir, ölüm ve  intihar  temalarını merkeze alarak, anlatıcının erkeklerin dünyasında güçlü bir kadın olma arayışını ve sanatsal bir eylem olarak tanımladığı ölümden sonra yeniden dirilişini anlatır. Plath’ın sadece öznel değil evrensel bir  gerçekliği de arayan bu şiiri, “Lazarus,” “Anka  Kuşu” ve “Nazi  Soykırımı”  gibi mitolojik, dini ve toplumsal çeşitli simgeler de barındırmaktadır. Plath, şiire adını veren ve öldükten sonra İsa tarafından diriltilen eril bir karakter  olan Lazarus’u kadın bir karaktere dönüştürerek, ataerkil ve dinsel mitleri de yıkar. Türk edebiyatında ise Garip akımının şiir anlayışına tepki olarak, 1950’lerde ortaya çıkan İkinci Yeni hareketinden etkilenmiş bir şair olan Nilgün Marmara, “gizdökümcü” veya “itirafçı” şiir olarak bilinen türün  öncülerindendir. Marmara’nın “Savrulan  Beden” adlı şiiri gizdökümcü  şiirin en iyi örneklerinden biri olma özelliğini taşır. Şiirde Marmara’nın  anlatıcısı, zihninde kurguladığı intihar fikrini eyleme dönüştürme anını  betimler ve ölümü anlatıcısını yok ederek özgürleştiren bir eylem olarak tasvir eder. Evrimsel bir süreçten geçen anlatıcı, bedenini beyniyle yok  etmeye karar verir. Bedenini varlıktan hiçliğe doğru savurarak bedensel  temsilini ölümün yanında konumlandırır. Marmara için ölümü cazip yapan varlık değil hiçliktir. Plath’ın anlatıcısı için ise ölümü travmatik yapan, ölmek değil, ölememektir. Ölmeyi bir türlü başaramayan  anlatıcı,  yeniden dirilmeye karar verir. Varoluşçu açıdan baktığımızda, her iki şiirin de gizdökümcü anlatıcılarının, varlıklarıyla uzlaşamayarak kendilerine ve topluma yabancılaşmış kadın karakterler olduklarını görürüz.  Bireysel yalnızlıkları ön  plandadır ve özgürlüklerine kavuşma yolculuğunda  ölümü  farklı  biçimlerde seçerler. Bu çalışmada, Plath’in “Lady  Lazarus” ve  Marmara’nın “Savrulan Beden” adlı gizdökümcü şiirlerindeki ölüm teması ve bu şiirler arasındaki zamansal ve uzamsal benzerlik ve zıtlıklar  incelenecektir. Ayrıca, şairlerin seçilmiş diğer bazı şiirlerine de metinlerarası göndermeler yapılarak, gizdökümcü şairlik bağlamında  ve  varoluşsal teoriler ışığında bir karşılaştırma yapılacaktır.

American poet and author Sylvia Plath is one of the pioneers of the Confessional Poetry style that emerged in American literature in the 1950s. Commonly reviewed from psychoanalytical, feminist, and autobiographical aspects and associated with the tragedies in her life, Plath's poem "Lady Lazarus" is considered one of the best examples of this genre. The poem centers upon themes of death and the narrator’s pursuit of becoming a strong woman in men's lives, and her resurrection after completing her death which she describes as an artistic act. This poem of Plath, which seeks not only a subjective reality but also a universal one, includes mythological, religious, and sociological images such as "Lazarus," "Phoenix," and "The Holocaust." In her poem, Plath also demolishes the patriarchal and religious myths by transforming the masculine character, who gives his name to the poem and is resurrected by Jesus, into a woman. In Turkish literature, Nilgün Marmara, who was influenced by the Second New Movement that emerged as a protest against the poetries of the Garip Movement in the 1950s, is one of the pioneers of the genre known as "confessional" poetry. The poem titled "Savrulan Beden" is known to be one of the best examples of confessional poetry. Marmara’s narrator depicts the moment of turning the idea of suicide into action, and defines death as an action that frees her to death. The evolving narrator decides to destroy her body using her brain. She throws her body out of existence into emptiness and places her physical representation next to death. What makes death appealing for Marmara is not existence but rather emptiness. On the other hand, what makes death traumatic for Plath's narrator is not dying but rather not being able to die; the narrator, who is unable to die, decides to resurrect. Moving from the existential point of view, we see that the confessional narrators of both poems are woman figures who cannot come to terms with their existence and are alienated from themselves and society. Their individual loneliness is at the forefront, and they choose different ways of dying on their journey to reach freedom. This study comparatively examines the theme of death and temporal and spatial similarities and differences between the confessional poems titled "Lady Lazarus" by Plath and "Savrulan Beden" by Marmara in the context of confessional poetry and in the light of existential theories by giving intertextual references to the other selected poems.