ÖNCE SÖZ VARDI - FELSEFE, İLAHİYAT VE SOSYOLOJİDE HERMENÖTİK
Vadi Yayınları, İstanbul, 2020
- Yayın Türü: Kitap / Araştırma Kitabı
- Basım Tarihi: 2020
- Yayınevi: Vadi Yayınları
- Basıldığı Şehir: İstanbul
- Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
- Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
İlk yayınlanışının üzerinden çeyrek yüzyıl sonra Önce Söz Vardı, şimdi yeniden karşınızda. Üstelik hayli yenilenmiş ve genişlemiş olarak… Bir çeyrek asır sonra bir metni, hele ki üç kişinin birlikte, katkıda bulunarak yayınlamış oldukları bir metni, tekrar gözden geçirmek ve yayına hazırlamak, neresinden bakarsanız, her şeyden önce, çok ilginç bir hermenötik tecrübedir. Çeyrek asır önce bu metni yazanların bugün her birinin bambaşka düşünce ve tecrübe kulvarlarında, bambaşka seyirler içinde olmaları mukadder. Çeyrek asır önce bu metni inşaya ve birlikte yazmaya, ortak bir metne birlikte imza atmaya sevk eden şartlar ile bugün aynı şahıslar olarak bu metni tekrar yayınlanmak üzere ele almak durumunda kaldıklarında kendilerini çok farklı ortamlar içinde bulmaları tahmin ve takdir edilebilir. Doğrusu bir metni ilk defa yazanın kendi metniyle ilgili yaklaşımı, tecrübesi ve tasarrufları, aradan bu kadar zaman geçtikten sonra aynı metin üzerinde çalışırkenki tecrübe ve tasarruflarından çok farklı oluyor. İlk defa yazılmakta olan bir metnin, ilk yazımından hemen sonra üzerinden geçmek ve bazı düzeltmeler yapmak elbette nispeten çok kolay. Metinle yazarı arasındaki ilişki hala soğumamış, metin hala tamamlanmamış, metin yazarına henüz yabancılaşmamıştır. Oysa çeyrek asır sonra bir yazarın kendi yazdığı yazıyı okuması, onun üzerinden düzeltmeler yapması, düzeltici veya katkıda bulunan müdahaleler yapmak üzere geçmesi bambaşka bir tecrübe. Aradan geçen zaman, metni yazarına bile uzaklaştırmış, yabancılaştırmıştır. Metin artık hem kamuya mal olmuş hem de yazar için oldukça yabancı bir metin haline gelmiştir. Elbette bu metni yeniden gözden geçirmek, henüz yayınlanmamış bir metni veya kısa süre önce yayınlanmış bir metni gözden geçirme tecrübesinden çok farklı. Bir de üstüne metnin çok yazarlı olmasını eklediğinizde, durum daha da karmaşık bir hal almaktadır.
Gerçi aradan geçen zaman içinde yazarların konuya olan ilgileri ne kopmuş, ne de azalmıştır. Aksine bundan sonraki bütün çalışmalarında, düşünce ve fikir etkinliklerinde bu ilk çalışmalarının çok önemli bir yönlendirici etkisi olduğunu bu gözden geçirme esnasında hayret içinde tekrar görme şansını yakalamışlardır. Yine de aradan geçen zamanın metinle oluşturduğu yabancılaştırıcı mesafe bu metni gözden geçirirken, bir öğrencisinin yüksek lisans veya doktora tez çalışmasını değerlendiren bir hocanın tecrübesine çok yakın olduğunu söylemek mümkün.
Vadi Yayınları’nın değerli yayıncısı, dostumuz Bekir Cantemir, kitabın baskısının epey zamandır tükenmiş olduğundan ve çok sorulduğundan bahisle yeniden yayınlamak istediğini söylediğinde, doğrusu bu metni aradan geçen zamana karşın tekrar olduğu gibi yayınlamanın önce iyi bir fikir olmayabileceğini düşündük. Çünkü yayınlandığı esnada Türkiye’de yorumsamacılık/hermenötik üzerine literatürün oldukça sınırlı olduğu bir dönemde, alanında önemli bir boşluğu doldurma iddiasıyla ortaya çıkmış ve bu iddiasına uygun olarak da gerçekten önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Ancak bu metin yayınlanalı, aradan geçen zaman içinde hermenötik alanında Türkiye’de çok geniş bir literatür oluşmuş durumda. Bu zenginlik karşısında Önce Söz Vardı’nın mevcut haliyle basılmasının pek bir faydasının olmayacağını söylemek tevazu sayılamazdı. Gerçekten de Önce Söz Vardı, hermenötik üzerine 1995 yılında çoğu yabancı dilde olan literatürü Türk okuyucusuna derli toplu bir özetle sunmaya çalışan kolektif bir çabanın ürünü olarak ortaya çıktı. O aşamada alana orijinal anlamda katkı yapmayı hedefleyen bir çalışma olamazdı, çünkü amaç bu konudaki literatürü, tartışmaları, temaları ortaya koymaktı. Bunu beraber yaptıktan sonra her birimiz kendi alanımızda sonraki çalışmalarda bu metni bir temel alarak ilerlemek kararındaydık.
Gerçekten de bu metnin sonradan her birimizin kendi alanlarımızdaki çalışmalara temel sağlayan bir temrin boyutu oldu. 25 yıl içinde hem Türkiye’de hermenötik alanında, düşünürler veya tematik bazda çok sayıda çalışma yapıldı, geniş bir literatür oluştu hem de hermenötiğin temel metinlerinin büyük bir çoğunluğu dilimize kazandırıldı. Daha önce Türkçede bulunmayan Schleiermacher, Dilthey, Husserl, Heidegger, Bultmann, Gadamer, Ricouer, Habermas, Derrida gibi hermenötiğin bütün kurucu isimlerinin metinleri veya onlar üzerine yapılan çalışmalar dilimize çevrildi; onlar üzerine çalışmalar yapıldı. Sadece bunlar da değil. Aslında daha önce yine hermenötiğin önemli isimlerinden Gianni Vattimo’nun ifade ettiği “hermenötiğin zamanımızın bütün bilimlerin veya entelektüel ortamının neredeyse ortak bir dili haline gelmiş olduğu” tespitini bu süreç içinde çok daha yakından teyit eden gelişmeler oldu. Hermenötik sadece doğrudan düşünürleri arasında veya doğrudan tematik vurgusuyla değil, birçok bakış açısına sinmiş bir ortak dil niteliğini daha da fazla kazandı. O yüzden kitabı mevcut duruma ilave yapabilecek, katkıda bulunabilecek, mevcut durumun üzerine yeni bir şeyler söyleyebilecek şekilde yeniden yayına hazırlarken yeni baştan gözden geçirerek düzeltmeler, yer yer çıkartmalar ve bazı ilaveler yapmak şarttı. Bunu kolektif bir çabayla yapmak ise kitabın ilk yaınlandığı zamandakinden çok ama çok zor hatta imkansızdı. Alanda iyice çoğalmış literatürü derli toplu ortaya koymak, tutarlı bir biçimde tartışmak ve okuyucuya aktarmak gerekiyordu. 25 yıl önce basılmış ve günün şartlarına göre işlevini yerine getirmiş bir eseri, günümüz şartlarına uygun olarak güncellenmesini ancak bir kişi yapabilirdi. Bu görevi içimizden Yasin Aktay üstlendi.
Yasin Aktay iş başı yaptı. Önce, kitabın ilk baskısında eksik olduğunu fark ettiğimiz hermenötiğin sosyoloji ve ilahiyat alanındaki açılımının daha fazla hakkını vermek üzere Schleiermacher’den Bultmann’a, Heidegger, Gadamer, Derrida ve Caputo’ya kadar birçok hermenötikçinin felsefelerinin ilahiyat meseleleriyle bağını ortaya koymaya çalıştı. Tabi bu bağı ortaya koymakla hermenötiğin ilahiyat alanındaki ufkunu da açımlamaya çalışmış oldu. Aynı zamanda sosyolojide yorumcu yaklaşımın hikayesini Wilhelm Dilthey, Edmund Husserl, Alfred Shcutz ve Max Weber’den Erwing Goffman, Harold Garfinkel, Peter Winch ve Peter L. Berger’a kadar uzanan gelişimini hermenötik yaklaşımın bir etkisi olarak ortaya koymaya çalışan bir bölüm ekledi. Kitabın sonuna da hermenötiğin Türkiye’deki akademik ve entelektüel hayata yansımalarını, çevirilerini, ifadelerini ortaya koyan bir bölüm daha ekledi. Bunun gerekçesini bölümün başında anlattık. Bize göre Türkiye’de bilim yapanların çalıştıkları alanda kendilerinden önce yapılmış çalışmalarla hesaplaşarak, tartışarak veya bir şekilde etkileşerek, hiç değilse onları görerek çalışmalarını tamamlamaları gerekiyor. Bu esasen bütün ilimler geleneğinde olduğu gibi, mesela, İslam ilim ve içtihat geleneğinde de önemli bir kuraldır. Ancak bunun ihmal edilmesi yüzünden genellikle çalışmalar bir gelenekten kopuk ve özellikle bu tür alanlarda salt tercüme düzeyinden öteye gidememiş oluyor. Hiçbir alanda bir düşünce birikimi ve kümesi oluşmuyor. Bunu aşmanın mütevazi yolu en azından bu tür uygulamalardan geçebilir. Yasin Aktay, Önce Söz Vardı’yı ilk yayınladığımız zaman da o günlerde bu alanda var olan sınırlı sayıda da olsa çalışmaların hepsine değinmeye, onlarla tartışmasa da onlardan faydalanmaya çalıştı. Bugün ise bu alandaki literatürde, tekrarlamak gerekirse, o zamana nazaran adeta bir patlama yaşanmış olduğu rahatlıkla görülebilir. Bu literatürün en azından şimdilik bu düzeyde bir envanterinin ortaya konulmasında büyük fayda vardı. Tabii ki bir ileriki aşama, bu alanda yapılacak daha detaylı ve doğrudan katkıları tartışan, onlarla hesaplaşan çalışmalar olabilir.