ENDÜSTRİYEL MİRAS YAPILARININ ÇAĞDAŞ SANAT MEKÂNLARINA DÖNÜŞÜMÜNDE MİMARİ MÜDAHALE STRATEJİLERİ: KARŞILAŞTIRMALI BİR MORFOLOJİK ANALİZ
Tasarım+Kuram, cilt.22, sa.46, ss.21-42, 2026 (TRDizin)
- Yayın Türü: Makale / Tam Makale
- Cilt numarası: 22 Sayı: 46
- Basım Tarihi: 2026
- Doi Numarası: 10.67911/tasarimkuram.1968000
- Dergi Adı: Tasarım+Kuram
- Derginin Tarandığı İndeksler: Art, Design & Architecture Collection (ProQuest), ERIHPlus, TR DİZİN (ULAKBİM), Sobiad Atıf Dizini, Other Indexes
- Sayfa Sayıları: ss.21-42
- Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
İşlevini yitirmiş endüstri mirası yapılarının çağdaş sanat mekânlarına dönüştürülmesi, tarihi yapıların korunması ile yeni programatik gereksinimlerin karşılanması arasında karmaşık bir mekânsal ve yapısal müzakere süreci oluşturmaktadır. Bu çalışma, endüstri mirası yapılarının çağdaş sanat mekânlarına adaptif yeniden kullanımında ortaya çıkan morfolojik ve yapısal dönüşümleri karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, özgün endüstriyel yapı tipolojisinin uygulanabilecek mimari müdahale olanaklarını nasıl koşullandırdığını, bu müdahalelerin mekânsal ve hacimsel dönüşümü nasıl biçimlendirdiğini ve endüstriyel mirasın korunması ile okunabilirliği üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Bu amaçla fiziksel-yapısal, mekânsal-hacimsel ve kavramsal-kimliksel boyutları bir araya getiren çok katmanlı bir değerlendirme çerçevesi geliştirilmiştir. Araştırmada iki aşamalı bir örneklem yaklaşımı benimsenmiştir. İlk aşamada, farklı endüstriyel tipolojileri ve dönüşüm yaklaşımlarını içeren 16 uluslararası proje, karşılaştırmalı bir temel oluşturmak ve genel eğilimleri bağlamsallaştırmak amacıyla taranmıştır. İkinci aşamada ise Zeitz MOCAA, Tate Modern, BALTIC Centre for Contemporary Art ve Pirelli HangarBicocca işlevsel karşılaştırılabilirlik, tipolojik ve mekânsal çeşitlilik ve belge yeterliliği ölçütleri doğrultusunda dört odak vaka olarak seçilmiştir. Analitik döngüselliği önlemek amacıyla odak vakaların seçimi müdahale stratejilerinden bağımsız olarak gerçekleştirilmiştir. Yapılardaki dönüşümler; eksiltme/oyma, ekleme, katmanlaştırma ve boşluk koruma olmak üzere dört müdahale stratejisi üzerinden incelenmiş; karmaşık dönüşümlerin tek bir kategoriye indirgenmesini önlemek amacıyla baskın (birincil) ve destekleyici (ikincil) müdahale stratejileri birlikte değerlendirilmiştir. Bulgular, endüstriyel yapı tipolojisinin tek bir tasarım sonucunu deterministik biçimde belirlemediğini, ancak mekânsal ve yapısal müdahale olanaklarını önemli ölçüde koşullandırdığını göstermektedir. Dikey depolama yapıları, strüktürel rijitlik ve hücresel bölümlenme nedeniyle iç mekânda oyma veya yatay katmanlaştırma yönünde morfolojik eğilimler gösterirken, geniş açıklıklı yatay üretim yapıları mevcut makro-boşluğun korunmasına daha fazla olanak sağlamaktadır. Bununla birlikte, 16 projelik karşılaştırmalı örneklemdeki karşı örnekler, tipoloji ile müdahale stratejisi arasındaki ilişkinin mutlak olmadığını; programatik gereksinimlerin ve tasarım kararlarının nihai mekânsal düzen üzerinde belirleyici olduğunu göstermektedir. Çalışma ayrıca çağdaş mimari kimliğin yeniden inşası ile mirasın korunma niteliğinin her zaman örtüşmediğini ortaya koymaktadır. BALTIC Centre’da tarihi dış kabuğun korunmasına karşın iç silo sisteminin büyük ölçüde kaldırılması, odak vakalar arasında iç mekânsal ve yapısal bütünlüğün karşılaştırmalı olarak azalmasına yol açarken; Pirelli HangarBicocca’da düşük yoğunluklu müdahale, anıtsal endüstriyel boşluğun ve özgün yapısal öğelerin büyük ölçüde korunmasını sağlamıştır. Çalışmada ampirik kullanıcı araştırması gerçekleştirilmediğinden, sirkülasyon, görsel ilişkiler ve mekânsal niteliklere ilişkin bulgular davranışsal iddialar olarak değil, mimari düzenlemelere dayalı yorumlayıcı analizler olarak ele alınmıştır. Sonuç olarak çalışma, endüstri mirasının adaptif yeniden kullanımında tipoloji, müdahale stratejisi, morfolojik dönüşüm ve mirasın korunması arasındaki ilişkilerin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesine yönelik sistematik ve tekrarlanabilir bir analitik çerçeve önermektedir.
This study investigates the morphological and structural transformations that occur when decommissioned industrial heritage buildings are adapted into contemporary art spaces. While adaptive reuse is widely celebrated, a significant gap remains in systematically comparing how diverse post-industrial envelopes constrain or guide spatial design and heritage retention. To address this, we establish a multi-layered evaluation framework combining physical-structural, spatial-volumetric, and conceptual-identity dimensions. Methodologically, a two-tier sampling approach was developed: a broad screening sample of 16 global projects was mapped to provide a comparative baseline for contextualising broader tendencies, from which four focal cases- Zeitz MOCAA, Tate Modern, BALTIC Centre, and Pirelli HangarBicocca were purposively selected for in-depth analysis. To prevent analytical circularity, these focal cases were chosen independently of their intervention strategies, based strictly on functional comparability, typological and spatial variation, and documentary completeness. Their spatial transformations are evaluated using an operational framework of co-existing primary (dominant) and secondary (supporting) strategies (subtraction/carving, addition, layering, and void preservation). The findings indicate that industrial typology does not deterministically dictate a single design outcome but strongly conditions spatial and structural possibilities. Vertical storage typologies show a morphological tendency toward internal carving or horizontal layering to overcome structural compartmentalisation, whereas horizontal production halls favour void preservation. These focal-case findings illustrate tendencies in depth and are interpreted in relation to the broader 16-case comparative baseline rather than as independent evidence of general prevalence. Furthermore, the study reveals a critical divergence between contemporary identity reconstruction and heritage conservation quality; high-profile conversions can compromise internal structural integrity while maintaining urban legibility. Crucially, without empirical user research, all spatial and circulation findings are presented strictly as interpretive architectural analyses of the layout, offering a systematic and replicable analytical framework for comparative heritage analysis.