Benign Prostat Hiperplazisinin Değerlendirilmesinde Miksiyon Sonrası Rezidüel İdrar Hacmi Ölçümünün En Uygun Zamanı: Gözlemsel-Analitik, Kesitsel (Eşleştirilmiş Tasarım) Çalışma


Creative Commons License

Hepşen E., Doğan A. E.

Journal of Reconstructive Urology, cilt.16, sa.1, ss.30-35, 2026 (TRDizin)

Özet

Amaç: Benign prostat hiperplazisi (BPH) olan hastaların değerlendirilmesi ve takibinde, miksiyon sonrası rezidüel idrar [post-void residual urine (PVR)] sıklıkla incelenmektedir. Çalışmamızda, üroflowmetri öncesinde şiddetli idrar yapma ihtiyacı (urgency) hisseden hastaların işemelerinin, yüksek ve gerçeği yansıtmayan PVR hacimlerine yol açıp açmadığını araştırdık. Gereç ve Yöntemler: BPH’ye bağlı mesane çıkım obstrüksiyonu nedeniyle polikliniğimize başvuran, 50 yaş üzeri 101 hasta çalışmaya dâhil edildi. Hastaların, normal işeme isteğini takiben tuvalette idrar yapmaları sağlandı ve sonrasında transabdominal ultrasonografi kullanılarak, PVR1 ve prostat hacimleri ölçüldü. Aynı gün, hastaların sıvı alımı sağlandı, belirgin mesane doluluğu hissi ortaya çıktıktan sonra hastalara üroflowmetri uygulandı ve sonrasında PVR2 ölçümü aynı hekim tarafından yine aynı gün yapıldı. Hastaların demografik verileri, laboratuvar parametreleri, ultrasonografik ölçümleri karşılaştırıldı. Bulgular: Bu çalışmada, PVR2-PVR1 hacim farkının anlamlı derecede yüksek olduğunu [55 mL (-125, 250)] (p<0,001) ve bu farkın alfa-bloker kullanan hastalarda da benzer olduğunu tespit ettik. Bu fark, prostat hacmi ve prostat spesifik antijen değerleri ile pozitif yönde (sırasıyla r=0,341, p<0,001; r=0,319, p=0,001), üroflowmetride ölçülen maksimum ve ortalama akım hızları ile ise negatif yönde korelasyon göstermekteydi (sırasıyla r=-0,216, p=0,03; r=-0,212, p=0,033). Sonuç: Yanlış şekilde yüksek ölçülen PVR değerleri, tanısal yanlış sınıflandırmaya, aşırı tedaviye veya gereksiz girişimlere yol açabilir. Normal işeme isteği sonrası PVR ölçülmesi ve ölçüm koşullarının standartlaştırılması, BPH’ye bağlı mesane çıkım obstrüksiyonu hastalarında tanısal doğruluğu ve hasta yönetimini iyileştirebilir.
Objective: Post-void residual urine (PVR) is commonly evaluated during the assessment and follow-up of patients with benign prostate hyperplasia (BPH). We investigated in our study whether voiding of the patients when they had a sense of urinary urgency in the environment of uroflowmetry may cause a high and inaccurate volume of PVR. Material and Methods: 101 patients over 50 years applied to our outpatient clinic due to bladder outlet obstruction related to BPH were included in the study. Patients were instructed to void in restroom upon experiencing a normal desire to urinate. Subsequently, PVR1 and prostate volumes were measured using transabdominal ultrasonography. Later on the same day, after fluid intake and the onset of a severe bladder fullness sensation, uroflowmetry was performed. PVR2 was then measured by the same physician on the same day. Demographic data, laboratory parameters, and ultrasonographic measurements of the patients were compared. Results: We found in this study that the difference in PVR2-PVR1 volume was significantly high [55 mL (-125, 250)] (p<0.001) and was similar in the patients taking alpha-blockers. This difference was positively correlated with prostate volume and prostate-specific antigen values (r=0.341, p<0.001; r=0.319, p=0.001, respectively) whereas negatively correlated with the maximum and average flow rates in uroflowmetry (r=-0.216, p=0.03; r=-0.212, p=0.033, respectively). Conclusion: Falsely elevated PVR measurements may result in diagnostic misclassification, overtreatment, or unnecessary interventions. Assessing PVR after a normal desire to void and standardizing measurement conditions could improve diagnostic accuracy and patient management in BPH-related bladder outlet obstruction.