V. Uluslararası Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Kongresi, Konya, Turkey, 23 - 25 May 2025, vol.1, no.5, pp.326-328, (Summary Text)
Mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırma amacı güderek, gerçekte bir mirasçısına veya üçüncü kişiye bağışlama amacıyla karşılıksız devretmek istediği taşınmazını, görünürde bir satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi çerçevesinde devretmesine muris muvazaası denir. Muris muvazaası, muvazaanın özel bir türünü oluşturmaktadır. Muris muvazaası özel olarak Kanunda düzenlenmemiştir. Bu hukuki kurumun unsurları ve kapsamı yargı kararları çerçevesinde şekillenmiştir. Bu sebeple de kendine has bazı özellikler taşımaktadır. Muris muvazaasının hangi durumlarda ortaya çıkacağı ve bu davada uygulanacak esaslar genel itibariyle Yargıtay’ın 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile ortaya koyulmuştur. Muris muvazaası uygulamasının birincil kaynağını bu karar oluşturmaktadır. Söz konusu karar çerçevesinde muris muvazaasından bahsedebilmek için öncelikle mirasbırakan ile işlem yapan mirasçı veya üçüncü kişinin irade ve beyanları arasında bilerek meydana getirilen bir uygunsuzluk olmalıdır. Burada tarafların gerçek iradelerine uygun olarak yapılmayan görünürdeki işlemin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapılması gerekmektedir. Yargıtay uygulamasında muris muvazaası konu yönünden sınırlanmakta, yalnızca tapulu taşınmazlar bakımından muris muvazaasına özgü usul ve esaslar uygulanmaktadır. Muris muvazaası ancak nispi muvazaa şeklinde meydana gelebilir. Bu durumda tarafların akdettiği iki işlem bulunmaktadır. Bunlardan birincisi tarafların gerçek iradelerine uygun olmayan ve mirasçıların tamamını veya bir ya da birkaçını aldatmak amacıyla yapılan görünürdeki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesidir. İkinci işlem ise tarafların iradelerine uygun olan, gerçekte yapmak istedikleri gizli işlemi oluşturan bağışlama sözleşmesidir.
Muris muvazaası uygulaması, bazı usul ve esaslar bakımından klasik anlamdaki muvazaadan farklılaşmaktadır. Normal şartlarda mirasbırakanın yaptığı bir işlem için mirasçılar külli halefiyet sebebiyle işlemin tarafı olarak kabul edilirken, muris muvazaasında mirasçılar üçüncü kişi olarak ele alınmakta ve bu sebeple muvazaayı her türlü delille ispatlayabilmektedirler. Muris muvazaasına konu olacak işlemler, yargı kararları çerçevesinde belirli sınırlamalara tabi tutulmaktadır. Bu minvalde herşeyden önce bir işlemin muris muvaasına konu edilebilmesi için mirasbırakanın yalnızca üçüncü kişileri aldatma kastı yeterli olmayıp özel olarak mirastan mal kaçırma amacına sahip olması gerekir. Bu amaç mevcut değilse muris muvaazasından bahsedilemez. Örneğin, mirasbırakanın sağlığında yaptığı işlem, mirasçılar arasında mirası paylaştırmak amacıyla yapılmışsa durum böyledir. Ya da mirasbırakan yaptığı işlemle bir mirasçısına veya üçüncü kişiye minnet borcunu ödeme amacı taşıyorsa mal kaçırma amacından bahsedilemez. Muris muvazaası kurumu uygulanırken, mirasbırakanın iradesine ve onun tasarruf özgürlüğüne olabildiğince saygı gösterilmesi esasının da gözden kaçırılmaması gerekmektedir. Yine yargı kararlarında yalnızca tapuya kayıtlı taşınmazların devri bu kapsamda kabul edilmektedir. Böylece tapuya kayıtlı bir taşınmaz tapu sicil memurunun huzurunda bir mirasçıya veya üçüncü kişiye devredilmelidir. Tapuya kayıtlı olmayan taşınmazların veya taşınırların devrinde ya da tapu sicil memurunun huzurunda yapılmayan işlemler bakımından muris muvazaasına ilişkin özel sonuçlar uygulanmamaktadır. Bu çerçevede mirasbırakanın yaptığı vasiyetname de muris muvazaasının uygulama sınırlarının dışında kalmaktadır.