İlahiyat Fakültesi Öğrencilerinin Matüridilik Mezhebine İlişkin Bilgi Düzeyleri Araştırması


Creative Commons License

Pehlivanoğlu R., Demir A.

5. Türkiye Sosyal Bilimler Sempozyumu, Ankara, Türkiye, 25 - 31 Ağustos 2025, ss.290-293, (Özet Bildiri)

Özet

Bu çalışma, sosyolojinin kurucu isimlerinden Auguste Comte’un din anlayışını ve özel olarak İslam dini hakkındaki düşüncelerini ele alarak sosyoloji tarihi ve din sosyolojisi açısından alana özgün bir katkı sunmayı amaçlamaktadır. Çalışma, betimleyici ve kuramsal bir metindir; Comte’un din sosyolojisi ve İslam hakkındaki düşüncelerini teorik bağlamda ele alan, kavramsal çözümleme yöntemine dayalı bir incelemedir. Din, Comte’un sosyolojisinde ve kişisel hayatında önemli bir yere sahiptir. Her ne kadar geleneksel dinlerden birine bağlı olmasa da ve doğaüstü varlıklara inanmadığını belirtse de onun için din her zaman vazgeçilmez bir unsur olmuştur. Comte’a göre din toplumsal hayatı düzenleyen en önemli kurumların başında gelmektedir. Ancak pozitivist bir gelecekte “geleneksel” dinlere yer yoktur. Onların yerine doğaüstü güçlerden arınan, toplumsal bütünlüğü ve evrenselliği sağlayacak olan tek bir din var olabilecektir: “İnsanlık Dini” ya da “Pozitif Din”. “Seküler” bir din görünümü arz eden bu kurguda Comte, İnsanlık Dini’nin öncüleri olarak kabul ettiği İslamiyet ve Hristiyanlık/Katoliklik ile özellikle ilgilenmiştir. Comte, Hristiyanlık/Katolik ile İslam’ı birbirlerinin hem zıttı hem de birbirlerinin eksikliklerini tamamlayan dinler olarak görmektedir. Ona göre Roma dünyasının mirası bu iki din arasında bölünmüştür. Bu bölünme sonucunda bir dönem Katoliklik daha sonra da İslamiyet insanlığın gelişmesinde önemli roller oynamıştır. Bu noktada Comte’un İslam hakkındaki görüşleri de Katoliklikle beraber anlaşılabilmektedir. Evrensellik iddiasına sahip olan bu iki din, Comte’a göre birbirlerinin üstesinden gelememiş, aralarındaki güç mücadelesinden sonra İslam ve Katoliklik arasındaki sınırlar netleşmiş, iki din de evrensellik iddialarını kaybederek çözülme sürecine girmişlerdir. Bu süreçten sonra pozitivizm insanlığın ihtiyaç duyduğu evrensel dini oluşturmaya başlamıştır. Metinlerinde de görüldüğü gibi yaşadığı çağın kısıtlı imkanlarına rağmen İslam üzerine düşünmüş, araştırmış ve ondan beslenmeye çalışmıştır. Comte’un İslam hakkındaki düşünceleri temelde üç madde ile özetlenebilir: İslam’ın bilime olan katkısı, sosyal düzeni sağlamadaki rolü ve insanlığın ilerlemesindeki etkisi. Ancak onun bu düşünceleri aslında müstakil bir çaba olmayıp genel insanlık tarihi ve evrimi hakkındaki düşüncelerinin içinde serpilmiştir. Comte tarihin ve toplumun yasalarını keşfederek yaşadığı dönemdeki toplumsal krizlere çözüm bulmaya çalışmıştır. Bir anlamda Comte, hem bir “sosyolog” olarak hem de kurmuş olduğu “İnsanlık Dini’nin rahibi” olarak İslam’ı incelemiştir. Ancak kendi ifadesiyle İslam’a karşı taşıdığı ön yargı onu bilimsel bakış açısından uzaklaştırmıştır. O daha çok İslam’ın sosyal ve siyasal yanıyla ilgilenmiş, teolojik yanını ise ele almamıştır. Her ne kadar erken dönem yazılarında o, İslam’ın insanlığın gelişmesinde önemli bir rolü olmadığını iddia etse de daha sonra bu fikirlerinden vazgeçmiş ve İslam’ı İnsanlık Dini’nin en önemli öncüsü olarak kabul etmiştir. Ona göre İslam doğuda pozitivizmi tek başına hazırlayabilmiş olan dindir. Bu nedenle İslam, metafizik aşamaya ihtiyaç duymadan, doğrudan pozitif aşamaya geçebilecektir. İnsanlık Dini, Hz. Muhammed’in öğretilerini de içinde barındırdığından, pozitif aşamaya geçişte Müslümanlar zorlanmayacaklardır. Hatta Comte’a göre pozitif aşamaya geçişi Müslümanlar kolaylaştıracaklardır. İslam’ın sosyal ve siyasal yönleriyle pozitivizme geçişte oynadığı potansiyel rolün Comte tarafından nasıl değerlendirildiğini ortaya koymak, din sosyolojisi ve sosyolojik düşünce açısından dikkate değerdir.

a significant role in the development of humanity, he later abandoned this view and came to regard Islam as one of the most important forerunners of the Religion of Humanity. According to him, Islam is the only religion in the East that could independently prepare the ground for positivism. For this reason, Islam would be able to transition directly to the positive stage without needing to pass through a metaphysical phase. Since the Religion of Humanity also encompasses the teachings of Prophet Muhammad, Muslims would not find this transition difficult. In fact, according to Comte, Muslims would facilitate the transition to the positive stage. Revealing how Comte evaluated the potential role of Islam’s social and political dimensions in the transition to positivism is of particular importance for the sociology of religion and for sociological thought in general.