MEMLÜKLERDE MEZÂLİM MAHKEMELERİ, HUKUK VE ADLİYE TEŞKİLÂTI


Creative Commons License

Kara A.

Turkish Academic Research Review - Türk Akademik Araştırmalar Dergisi [TARR], cilt.2, ss.25-38, 2017 (Diğer Kurumların Hakemli Dergileri)

  • Cilt numarası: 2 Konu: 3
  • Basım Tarihi: 2017
  • Doi Numarası: 10.30622/tarr.344872
  • Dergi Adı: Turkish Academic Research Review - Türk Akademik Araştırmalar Dergisi [TARR]
  • Sayfa Sayıları: ss.25-38

Özet

İnsanlar arasındaki hak ihlâlleri ve anlaşmazlıkları, Kur’ân ve sünnette göre, başka bir ifadeyle şer’i hükümlere göre çözüme kavuşturma şeklinde tanımlanan yargı sorumluluğu, hilâfet makamına ya da devlet bürokrasisinin başı olan sultâna ait en önemli görevlerdendir. İlk zamanlarda Hz. Peygamberin bizzat uhdesinde yürüttüğü kazâ olarak bilinen yargı görevini, daha sonra liyakatli olanlara devrettiği ve Râşit Halifeler döneminde bu yetkinin valilere devredildiği ya da çeşitli eyalet merkezlerine hâkimler tayin edildiği bilinmektedir. Emevîler, Abbâsîler, Selçuklular, Fâtımîler, Eyyûbîler ve Memlükler döneminde ise yargının kurumsallaşarak gittikçe geliştiği anlaşılmaktadır. Hz. Ömer döneminden itibaren varlığı bilinen; özellikle üst düzey bürokratların görevden azledilme davaları ile vali ve komutan gibi etkili ve yetkili kimseler hakkında açılan davalara bakan ancak haftanın belli günlerinde halkın şikâyetlerinin de dinlenerek çözüme kavuşturulduğu Mezâlim Mahkemeleri, Memlüklerin de benimseyerek devam ettirdikleri bir uygulamadır. Sultânın ya da nâibinin bizzat başkanlık ettiği mezâlim oturumlarında adalet dağıtma işinin siyasî bir yönünün olduğu da kuşkusuzdur. Memlük Devleti’nde yaşayan toplum; Araplar, Türkler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Tatarlar’dan oluştuğundan çok hukuklu sistem kaçınılmazdı. Memlükler döneminde her inanç grubunun hatta her mezhep grubunun, kendi hukukuna göre yaşamını sürdürebildiği, inanç ve mezhep farklılıkları yanında etnik farklılık, örf, âdet ve kültürel farklılıkların da mevcut hukuk sisteminin koruması altında olduğu anlaşılmaktadır. 

The judicial responsibility which can be defined as the settlement of rights violations and disputes among people according to the Qur’an and the Sunna, or, in other words, according to the shar’i provisions, is the most important task of the caliph authority or the sultan, the head of state bureaucracy. Although the et Mohammad carried over the duty of jurisdiction, known as kaza, by himself in early periods of Islam, this duty was handed over to the qualified individuals later on. Further, it is known that during the period of Rashid Caliphs and this authority was assigned to the governors and judges who were appointed to various provincial centers. Mezâlim courts, being known from the time of Caliph Omar, proceeded not only important cases such as removal cases of high-ranking bureaucrats or the cases of powerful and authorized persons (e.g., governors or commanders) but also the complaints of ordinary persons on certain days of the week. This practice was adopted and continued by Mamluks, as well. Undoubtedly, dispensing justice in mezâlim sessions headed by sultan himself or its regent (nâibu’s-sultan) had some political implications. Legal pluralism was a necessity for Mamluk State since the society consisted of Arabs, Turks, Jews, Christians and Tatars and it could be understood that members of each religious group or even sects could live in accordance with their own laws. Moreover, differences in ethnicity, customs and culture as well as religious and sectarian differences were protected by the legal system.