HUKUK MESLEKLERİNE GİRİŞ SINAVINA YÖNELİK ELEŞTİRİLERE ELEŞTİREL BİR BAKIŞ
HUKUK EĞİTİMDE YÖNTEM SEMPOZYUMU, Ankara, Türkiye, 27 - 28 Nisan 2026, ss.45-48, (Özet Bildiri)
- Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
- Basıldığı Şehir: Ankara
- Basıldığı Ülke: Türkiye
- Sayfa Sayıları: ss.45-48
- Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı (HMGS), 17/10/2019 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7188 sayılı Kanun ile yürürlüğe girmiş olup ilk uygulaması 29 Eylül 2024 itibari ile gerçekleştirilmiştir. İçerik itibariyle sınav ilk ihdas edildiğinde Anayasa Hukuku, Anayasa Yargısı, İdare Hukuku, İdari Yargılama Usulü, Medeni Hukuk, Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku, Hukuk Yargılama Usulü, İcra ve İflas Hukuku, Ceza Hukuku, Ceza Yargılama Usulü, İş Hukuku, Vergi Hukuku, Vergi Usul Hukuku, Avukatlık Hukuku, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi, Türk Hukuk Tarihi konularına sahipken 2025 yılında sınav içeriğinde yapılan değişiklikle birlikte Sosyal Güvenlik Hukuku, Milletlerarası Hukuk, Milletlerarası Özel Hukuk, Genel Kamu Hukuku başlıkları da konu başlığı olarak eklenmiş ve soru sayısı da 100’den 120’ye çıkarılmıştır.
Gündeme geldiği ilk andan itibaren tartışmalara sebebiyet veren HMGS, salt bir mesleğe giriş sınavı olmasından öte bir fonksiyonu haizdir. HMGS’yi; kamu istihdam süreçlerindeki başlıca diğer sınavlar olan Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS), Hakimlik, Kaymakamlık, Sayıştay Denetçi Yardımcılığı ve diğer A Grubu uzman ve müfettiş kariyer meslek sınavları ile aynı kapsamda değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Bunun yanında hukuk fakültelerinin sayısındaki nicelik artışı da sınavın ihdas edilmesindeki görünür olmayan ancak önemli faktörlerden biri olarak da karşımızda bulunmaktadır. Fakülte ve kontenjanlardaki yükselişe rağmen bu politikayla doğru orantılı minvalde bir artışa tabi olmayan akademik kadroların, eğitimin kalitesine ilişkin kamuoyunda soru işaretleri yaratması, sınavın ihdas edilmesinde bir faktör olmuştur.
HMGS, ontolojik olarak, hukuk eğitimin kalitesine yönelik eleştirileri; eğitim kalitesini arttırmaya yönelik fakülte açılma kriterlerinin zorlaştırılması, müfredatların revize edilmesi, uygulamaya yönelik eğitimlerin arttırılması gibi politikalar üreterek çözme amacından ziyade aposteriori bir anlayışla filtrasyonu benimsemenin bir tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha sarih bir şekilde ifade edecek olursak; esasen eğitim-öğretim süreci içerisinde çözülmesi gereken bir problemin, mezuniyet sonrasına ertelenerek eleme yöntemiyle ortadan kaldırılmasını amaçlamaktadır. Ancak hakim, savcı yardımcısı olabilmek için geleneksel olarak yapılan sınavlarda yer almayan kimi konu başlıklarının ilk düzenlemeden itibaren HMGS sınavının içeriğinde yer alması sınava içkin eleştirileri daha da arttırmıştır. Eğitim sürecinde de herhangi bir mevzu hukuk veya doktriner temeli olmamakla birlikte öğrenciler arasında nispi olarak daha az ehemmiyet verilen; Avukatlık Hukuku, Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi, Türk Hukuk Tarihi gibi derslerin zorunlu alan olarak düzenlenmesi, Vergi Hukuku, Vergi Usul Hukuku gibi idari yargı hakimliği sınavında yıllardır yer alan ancak adli yargı hakim savcılığı sınavında yer almayan başlıkların zorunlu içerik olarak düzenlenmesi adayların tepkilerine yol açmıştır.
Karşılaştırmalı hukuk bağlamında konuya yaklaştığımızda, çeşitli ülke örnekleri özelinde HMGS muadili olarak nitelendirebileceğimiz sınav süreçleri bulunmaktadır. Söz gelimi Almanya’da iki aşamalı (Erstes Staatsexamen – Referendariat) ve uygulamaya ilişkin süreçleri de içeren bir sınav bulunmaktadır. Başarı oranının %60 civarı bu olduğu bu sınavlarda teorinin yanında pratik bilgi de bir ölçüme tabi tutulmaktadır. Benzer şekilde Fransa’da adayların avukatlık merkezlerine kabul edilebilmeleri için bir ön şart olarak meslek sınavı (Examen d’acces au Centre Regional de Formation Professionnelle des Avocats – CRFPA) bulunmaktadır. Bu sınav doğrudan mesleğe kabulü sağlamamakla birlikte meslek içi formasyon için öncül koşuldur ve başarı oranının %50 civarında olduğu görülmektedir. Anglosakson kültürde ise baro sınavları, teorik, uygulamalı ve çeşitli performans kriterlerini de içeren bir mahiyettedir. İngiltere’de sınav (Solicitors Qualifying Examination – SQE) temel hukuk bilgisinin yanında müvekkil iletişimi, dava dilekçesi yazım teknikleri gibi süreçleri de içermektedir. Başarı oranı yaklaşık %50’ler seviyesindedir. ABD’deki baro sınavları da (Uniform Bar Examination - UBE) benzer nitelikte aşamalara sahip sınavlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Eyalet ölçeğinde uygulanan sınavlarda ortak federal hükümlere ilişkin bir bölüm de bulunmaktadır. Bu sınavlarda genel başarı oranı %70 civarındadır. Özellikle HMGS’deki başarı oranları üzerinden getirilen eleştirilere ilişkin bir analiz yapıldığında Türkiye’deki sınavlardaki başarının dünya ortalamasının istatistiki açıdan bilimsel bir anlam ifade edebilecek kadar aşağıda olması sorgulanması gereken bir durum olmakla birlikte, HMGS için daha derinlikli analizler yapmaya olanak sağlayacak bir tarihsel geçmişe ve sınav sayısına ulaşmamış olmamızdan kaynaklı veri seti eksiğimiz makro değerlendirmelerin önünde engel teşkil etmektedir.
Dünyadaki eşdeğer nitelikteki sınavlar incelendiğinde bahsi geçen sınavların salt bilgi ölçmeye yönelik olmadığı aynı zamanda bir hukuki uyuşmazlığın çözümüne yönelik muhakeme bilgisini de değerlendirmeye yönelik olduğu görülmektedir. Hukuku bir bilim olarak değerlendirdiğimizde veya ihtilafları nihayete erdirmeye yönelik bir araç olarak ele aldığımızda bu konudaki sonuç değişmeyecektir. Ontolojik olarak hukuk; yorum, karşılaştırma, sebep-sonuç ilişkisi kurma gibi aşamalara dayalı olarak varlığını sürdürür. Bu bağlamda sadece çoktan seçmeli sorular ile hukuk bilgisinin sağlıklı ve verimli bir şekilde ölçülemeyeceği aşikardır. Ayrıca ülkemiz özelinde sınav içeriği ile müfredat arasında da kısmi uyumsuzluk bulunmaktadır. Kara Avrupası örneklerinde meslek için bir ön koşut olarak konumlandırılmış sınavlara hazırlık süreçlerinin müfredatlarda da yer bulduğu örnekler yaygındır. Ancak bu noktada eğitim-sınav ilişkisi diyalektik bir anlayışla ele alındığında dahi birbirini öncülleyen değil aksine karşılıklı birbirlerini besleyen simbiyotik bir ilişkinin parçaları olduğu hususu değişmeyecektir.
KPSS, Hakimlik, Kaymakamlık, Sayıştay Denetçi Yardımcılığı gibi kariyer mesleklere yönelik olarak düzenlenen merkezi sınavlarda, ölçümün çoktan seçmeli sorular üzerinden yapılması, nesnel, objektif ve eşitlik ilkesine uygun çıktıların alınmasını sağlamakla birlikte, mesleki performansın doğrudan ölçülememesi olgusunu ortadan kaldırmamaktadır. Merkezi sınavlar vasıtasıyla kamu hizmetlerini ifa edecek personelin seçilmesi genel bir politika olarak kabul edilebilir olmakla birlikte, farklı mesleklerin sahip olması gereken becerilerin tek tipçi bir anlayışla sağlıklı bir şekilde ölçülememesi sonucu şüphesiz ki değişmez. Ancak tüm bu eleştirilerin ötesinde üniversitelerin bir mesleki kurs olmaktan oldukça öte fonksiyonları olduğu ve sosyal bilimler özelinde mesleğe ilişkin pratik bilginin ifa edilirken içselleştirildiği de bir vakadır. Ayrıca müfredat ile sınav içeriği arasındaki uyumsuzluk sadece HMGS için değil bu sınavlar için de verili bir gerçekliktir. Söz gelimi çeyrek asırdır düzenlenen KPSS’de bulunan 55 puan türünün neredeyse hepsinde etkili olan hukuk branşının içeriği; Anayasa hukuku, İdare hukuku, Ceza hukuku, Medeni hukuk, Borçlar hukuku, İcra-İflas hukuku ve Ticaret hukuku alanlarından oluşmaktadır. Ancak Türkiye‘deki siyasal bilgiler fakültesi ve iktisadi idari bilimler fakültelerinin müfredatları incelendiğinde özellikle özel hukuk branşına ilişkin sınav içeriğinde bulunan derslerin müfredatta ya hiç bulunmadığı ya da sadece seçmeli ders olarak yer aldığı incelendiğinden rahatlıkla tespit edilebilecektir.
Türkiye ölçeğinde çeşitli kamu mesleklerine giriş sınavlarında çoktan seçmeli metodun yanında farklı yöntemlerin uygulandığı örnekler de bulunmaktadır. Kamu Denetçiliği Kurumu 2012 yılında gerçekleştirdiği denetçi yardımcılığı sınavında açık uçlu sınav modelini uygulamıştır. Bu model çoktan seçmeli ölçme yönteminden farklı olarak ilgili adayların cevaplarını önceden belirlenmiş sınırlar dahilince vermelerini amaçlamaktadır. Bu bağlamda klasik yazılı sınavın adayların muhakeme yeteneğini ölçmeye yönelik amacı ile çoktan seçmeli sınavın belirlenmiş sınırlarını alan hibrit bir model olarak denenmiştir. Benzer metot daha sonrasında 2015-2017 yılları arasında da Kaymakamlık sınavlarında uygulanmıştır.
Bu tarz modellerde ölçme değerlendirme süreçleri kimi açılardan sınav sürecine oranla nispi olarak daha önemlidir. Ülkemiz özelinde bu yöntemin genele şamil hale getirilmemesinin yegane sebebi de nitelikli değerlendirici bulmakta çekilen güçlüktür. Diğer bir sebep ise açık uçlu sınav sorularının, çoktan seçmeli sınav sorularına kıyasla itiraza ve dava süreçlerine daha açık olmasıdır. Ancak pratiğe ilişkin bu sorunsallar, teorik olarak bu tarz ölçme değerlendirme sistemlerinin daha verimli olduğu gerçeğini değiştirmemekte olup, HMGS için de alternatif bir model örneği oluşturmaktadır.
Bu çalışma HMGS sınavına yönelik eleştirilerin bir analizini yapmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda öncelikle HMGS sınavının tarihçesi ve içeriğini belirtilmiştir. Sonrasında HMGS sınavının neden bir şart olarak getirildiğini, görünürde ve gözükmeyen sebepleriyle irdelenmiştir. Karşılaştırmalı hukuk bağlamında dünya üzerindeki eşdeğer örnekleri inceleyerek Türkiye’deki sistemden ayrılan yönleri anlatılmıştır. Türkiye özelinde alternatif sınav modelleri örneklendirilerek ölçme sisteminin eleme fonksiyonunun yanında mesleki gelişime yönelik olarak da arzu edilen amaçları tesis edebilmesi için çeşitli çözüm önerileri sıralanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı, Hakim ve Savcı Yardımcılığı Sınavı, Kamu Personeli Seçme Sınavı, Kariyer Meslek Sınavları, Ölçme Değerlendirme Teknikleri.
Keywords: Legal Professions Entrance Exam, Assistant Judge and Prosecutor Exam, Public Personnel Selection Exam, Career Professional Exams, Measurement and Evaluation Techniques.