DEĞİŞEN ORTADOĞUDA KÜLTÜR VE SİYASET -


Creative Commons License

Aktay Y. (Editor) , El- Sharkawy P. (Editor), Uysal A. (Editor)

Stratejik Düşünce enstitüsü, Ankara, 2012

  • Publication Type: Book / Research Book
  • Publication Date: 2012
  • Publisher: Stratejik Düşünce enstitüsü
  • City: Ankara

Abstract

Sosyal Değişimi Öngörmek Üzerine 


Yasin Aktay1

page11image64123456 page11image64116160

Ortadoğu büyük ve köklü bir değişim sürecinden geçiyor. Bu değişimin görünen yüzü bugün artık yaygın bir terim haline gelmiş olan Arap Baharı denilen süreçtir. Bu değişim sürecinin arka planında ise toplumun kültürel, toplumsal ve siyasal düzeyde alttan alta işleyen dip akımları yer almaktadır. Arap dünyasında bir değişimin toplumsal ve kültürel düzeyde yaşanmakta olduğunu herkes hissedebilirdi. O değişime dair Arap Baharı sürecinin başlamasından sonra geçmişte bu değişimin tanıklığını yapmış görünen sayısız raporlar, çalışmalar ortaya konuldu. Bütün o çalışmalar Arap dünyasında gerçekten de işlerin artık böyle gidemeyeceğine dair önemli uyarılar içeriyordu. Bu uyarılardan hareketle sosyal bilimlerin olup bitenlere çok da bigane kalmamış olduğuna dair yine sayısız savunma delili ortaya konulabilir. Oysa bir gerçek daha var ki, Arap toplumlarında bir olayın tetiklemesiyle bu kadar büyük ve yaygın bir değişimin bu kadar hızlı bir biçimde gerçekleşebileceğine dair hiç kimsenin doğru dürüst bir öngörüsü yoktu.

Bundan yaklaşık iki sene kadar önce SDE’den arkadaşımız, Osmangazi Üniversitesi Uluslar arası ilişkiler bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Uysal ile birlikte Arap ve Türk aydınları arasında ilişkin ne kadar da kopuk olduğuna, Arap dünyasında neler olup bittiğine dair birinci elden ne kadar da az bilgi kaynağına sahip olduğumuza dair derin sohbetlerimiz oldu. Bu sohbetleri Mısır’dan değerli akademisyenler Pakinem el-Sharkavi ve Nadiye Mustafa ile de paylaştık. Sohbetlerimiz bizi her yıl gerçekleşecek ve Arap ve Türk dünyasından akademisyenleri bir araya getirecek bir kongrenin çok hayırlı olabileceği fikrinde buluşturdu. Gerçekten de hükümetler arasında cereyan etmekte olan ve verimleri de büyük ölçüde alınmakta olan ilişkilere karşılık sivil toplum düzeyinde veya akademisyenler düzeyinde denk bir ilişkinin olmaması dikkat çekici bir eksiklikti. Oysa bu düzeydeki ilişkiler hem bu ilişkileri daha verimli hem de daha kalıcı hale getirebilecekti. Bunun için kolları sıvadık ve böyle bir kongreyi ilk etapta Ankara’da düzenlemeye karar verdik. İlk kongrenin başlığını da “Kültür ve Ortadoğu Çalışmaları” olarak belirledik.

Bir siyaset olarak “kendini değiştirmek”

Kongreye başlangıcından itibaren umduğumuzdan çok daha iyi bir ilgi oldu. Yüzlerce tebliğ başvurusu arasından 26 ülkeden 180 civarında tebliği seçmek durumunda kaldık. Bu çerçevede ilk buluşmamızı 10-12 Aralık tarihinde Ankara’da TOBB Üniversitesinin konferans salonlarında gerçekleştirdik. Katılımı kabul edilen tebliğler 3 gün boyunca bu konferans salonlarında sunuldu, çok verimli tartışmalara ve buluşmalara vesile oldu. Kongrede Türk dizilerinin Arap dünyasına yansımaları ve kültürel etkileri üzerine sunumlardan, Ortadoğu’da eğitim ve yönetim, edebiyat ve kültür, küreselleşme ve çokkültürlülük ve Arap-Türk dünyasına etkilerine kadar birçok konuda tebliğler sunuldu. Yanısıra, Ortadoğu’da demokrasi, siyasal ve ekonomik ahlakın durumu, sanat ve medeniyet bağlamları, Arap ve Türk modern veya klasik düşünceleri, aile, kültür, medya ve toplumsal değişim konuları teorik ve vaka incelemeleri boyutlarında ele alındı.

Tam bir sosyal bilim şöleni şeklinde gerçekleşen Kongre Arap ve Türk akademisyenlerin gerçek bir buluşmasına vesile oldu. Bu buluşmada sosyal bilimcilerin akademik ilgi çeşitliliği ve konulara yaklaşımdaki farklar ve benzerlikler her seferinde benzersiz duyguların oluşmasına da yol açtı. Kendi toplumunu ve dünyanın tamamını anlamaya azmetmiş ve bu yönde çok değerli çalışmalar yapmış araştırmacılar sundukları tebliğlerle, yeni bir sosyal bilim söyleminin oluşması hususunda Kongrenin en çok paylaşılan arzusunu tekrar tekrar ifade ittiler.

Bu arada birçok konuya yaklaşırken kültürel farkların nasıl anlama farkları da oluşturabildiği gerçeği tekrar kendini gösterdi. Örneğin Türk dizilerinin kahramanları yoluyla Arap dünyasına nasıl bir kişiliğin yansıdığı hususu... Türk dizileri üzerinden Türk imajının Arap imajına etkileri üzerine sunulan tebliğlere göre son zamanlarda dizi kahramanlarının bütün olumlu özellikleriyle Recep Tayyip Erdoğan Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nun şahısları arasında ilginç bir özdeşlik kuruluyor. Üstelik bu özdeşlik dizi kahramanlarının diğer özelliklerinden de garip bir biçimde ayrıştırılarak kuruluyor. Muhtemelen Türkiye’de aynı diziler tamamen farklı bir gözle izlenip algılanmaktayken Arap izleyiciler arasında bu dizinin kodları tamamen farklı bir biçimde çözülüp tüketilebiliyor.

Aslında Türkiye’de de dizilerin nasıl bir ev kadını veya nasıl bir kahraman tipi çiziyorlarsa gerçek hayatta hemen karşılığını bulduğuna, hayatı doğrudan etkilediğine dair naif bir çıkarım var ki, gerçekte insanlar gerçek hayatları ile dizi kahramanları arasında açık bir ayırım yapabiliyorlar. TV dizilerindeki kahramanlar veya tipolojiler etkilerini gösterse de bire-bir değil ancak, çok farklı yollarla bir tür masal etkisiyle gösteriyor. Bu açıdan diziler içindeki tipolojiler başka niyetlerle kodlansa da bunların çok ters etkileri de olabilir. Bu uyarıyı Türk katılımcılardan Dr. Emel Güler Yılmaz yaparken dizilerde sunulduğu şekliyle Türk erkekleri arasında Adnan Bey gibi geniş birinin çok zor bulunabileceğinin, hiçbir Türk kadınının da yatarken dizilerde gösterildiği gibi mücevherlerini takıp takıştırmadığının bilinmesi gerektiğini söyledi. Bu arada Arap katılımcılardan da zaten bu dizilerin bambaşka bir etkiye de sahip olabildiğini öğreniyoruz. Bu dizilerin Türkiye’yi yeterince yansıtmadığının çoğu kişi farkında ve bu dizilerle gerçek Türkiye arasındaki fark da tam bir merak ve hayret konusu.

Kongre’de özellikle uluslar arası ilişkiler üzerine dinlediğimiz tebliğlerin önemli bir kısmında Türk dış politikasının Davutoğlu tarafından geliştirilmiş kavramlarının terminolojik kavramlara dönüşmüş olduğunu görüyoruz. “Yumuşak güç”, “tarihsel, kültürle ve coğrafi derinlik”, “Stratejik derinlik”, “sıfır sorun politikası” ve daha birçok kavram bugün Arap dünyasında sosyal bilimler için üzerinde düşünülen tartışılan kavramlar halini almış bulunuyor. Bu kavramlar etrafında daha şimdiden kayda değer bir literatür oluşmuş durumda.

Aynı zamanda genel anlamda Arap-İslam dünyası için bir toplumsal, ekonomik ve demokratik gelişme modeli olarak Türkiye’nin tam bir akademik inceleme konusu olarak benimsenmiş olduğu görüldü. Ne yazık ki, Türk bilim adamlarının şimdiye kadar bu ilgiye yeterli karşılığı veriyor olduğunu söylemek mümkün değil. Daha özelde ise AK Parti bölgedeki bütün İslami hareketler için bir model olarak en önemli araştırma ve tartışma konularının başında geliyor olduğu görüldü. AK Parti’nin İslamcı arkaplanına mukabil siyaset anlayışında devleti İslamileştirmek yerine halka hizmeti ve insan hak ve hürriyetlerini öncelemesi alternatif bir İslamcı siyaset modeli olarak değerlendirildi. Arap İslamcılığının ise siyasetinin önünde iki yönlü bir engelin altı sıkça çizildi:

Birincisi AK Parti’nin kendi gelişimi içinde yaptığı güçlü özeleştiri ve bir “içtihat” olarak yaşadığı değişimin benzerine Arap İslamcılığında rastlanmıyor.

İkincisi ise Arap İslamcıları böyle bir değişim yapmak istese de içinde yaşadıkları rejimler böyle bir değişimi anlamsız ve etkisiz kılacak bir sulta ile çalışmaktadır.

Ancak bu ikinci gerçeğin bir mazeret olarak görülmemesi gerektiği yine Arap İslamcılarından biri tarafından açıkça ifade edildi. Referansı ise yine AK Parti’nin siyaset tarzı oldu. Ona göre, rejimlerin, sistemlerin, despot devletlerin kendi kendilerini değiştirmesini bekleyemezsiniz ve onlar kendilerini değiştirmiyor diye kendinizi değiştirmekten geri duramazsınız. AK Parti Türkiye’de devletin kendisini değiştirmesini tevekkülle beklemedi, önce kendini değiştirdi sonra kendindeki değişimin karşılığı olarak devleti değişime zorladı.

Doğrusu bu da sağlıklı bir siyasetin gerçek formülü olarak formüle edilebilir. Daha önce Etyen Mahçupyan’ın Kürt siyaseti bağlamında ifade ettiği şeydi bu: Siyaset çoğu kez başkalarından veya devletten adım beklemek yerine ilk adımı kendin atmakla başlayan bir eylem biçimidir.

Başkasının değişmesini beklemeden kendini değiştirmek suretiyle başkasını değişime zorlamak...

İşte bu değişim felsefesi aralık ayının başlarında, yani daha Arap Baharı denilen süreç başlamadan, bu süreci tetikleyen Tunus’taki Bu Azizi’nin kendini yakması hadisesinden sadece bir hafta önce Ankara’da, ATCOSS’ta dillendirildi. Tespit tam isabetti. Kendini değiştirmeden, sadece diktatörlere yüklenerek ve ondan bir değişim hamlesi bekleyerek diktatörün bize biçtiği kaderden kurtuluş olmazdı, olamazdı. Değişim için gerçekten bizim değişmeyi ve değiştirmeyi istiyor olmamız lazımdı. O yüzden tam da bu dönemde belli olan şey “halkın bir şey istemesi”nin her şeyin başı olacağıydı. Tunus’ta başlayıp Mısır’la devam eden ve kısa bir sürede bütün Arap dünyasına yayılan değişim dalgasının temel sloganının “halk istiyor” (“Halk düzenin düşmesini istiyor”, “Halk Mübarek’in istifasını istiyor”, “halk hürriyet istiyor”, “halk demokrasi istiyor”), şeklinde olması, o yüzden bir tesadüf değildi. Halk isteseydi neler olmazdı.

Kongre tebliğlerinin bir çoğunda Türkiye’ye dair gördüğümüz akademik ve entelektüel ilgi ile her birinin kendi diktatörlüklerine yönelik eleştirel tutumdaki cesaret ve açık fikirlilik, Arap dünyasında yeni bir değişim dalgasının geliyor olduğunu çok açık ve net bir biçimde haber veriyordu. O yüzden ATCOSS’un ikincisini hemen oracıkta bütün katılımcılarla birlikte kararlaştırmakta hiç tereddüt etmedik: “Ortadoğu’da Değişimin yeni Aktörleri: Hükümet-dışı oluşumlar.” Tekrarlayalım, bu kongrede sunulan tebliğler de, bu konu da daha Arap Baharı denilen süreç başlamadan gerçekleşmiştir.

Elinizdeki kitapta yer alan makaleler ATCOSS’un 10-12 Aralık 2010 tarihinde gerçekleşen buluşmasında sunulan tebliğlerden seçmelerle oluşmuştur. Sunulan 180’e yakın tebliğden Arapça, İngilizce ve Türkçe olarak seçme tebliğler her bir dilde ayrı ayrı yayımlandı. Doğrusu her dilde yer alan tebliğlerde bazı kesişmeler varsa da hepsinde aynı tebliğler değerlendirilmiş değil. Tebliğlerin çoğu Arapça olduğu için kitabın Arapça versiyonu daha fazla makale ihtiva etti, o yüzden iki cilt olarak basıldı. Türkçe ve İngilizce olarak sunulmuş tebliğlerin bir kısmı da Arapçaya çevrilerek o kitapta yer aldı. Elinizdeki kitap ise kongrede sunulan tebliğlerden tematik olarak birbiriyle irtibatlı ve “Değişen Ortadoğu’da Kültür ve Siyaset” başlığının altında değerlendirilebilecek nitelikteki makalelerden oluşan bir seçmeye dayanıyor. Yazıların bir kısmının orijinali Türkçe, bir kısım Arapça ve İngilizce.

Yedi bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde Tür-Arap ilişkilerinin tarihsel arkaplanını ele alan 4 yazıya yer verildi. Yazıların ortak teması sözkonusu tarihsel arkaplanına dair her biri özel bir konuya değinen tarihsel yazılardan oluşması. İkinci bölüm İslam e siyaset ilişkisine dair farklı yaklaşımların ele alındığı ve son zamanlarda bu alanda yaşanmakta olan tartışmalara ışık tutan, durumu analiz eden ve yeni öneriler getiren yazılar yer alıyor. İslami referansa dayalı olarak bir demokratik siyasi rejim geliştirmenin mümkün olup olmadığını soran Abdülfettah Madi’ye karşılık, Yasin Aktay Türkiye’de İslam ve siyasetin ilişkisine dair bir soykütüğü denemesi yaparken, İslami siyasetin sinik bir anti-siyasallıktan veya meta- politik bir radikalizmden bir tür vatandaşlık siyasetine doğru yaptığı geçişi kaydediyor. Mısırlı bir İslamcı olan Kemal Habib’in Türkiye örneğini inceleyen yazısı da, Türkiye Modeli tartışmalarına ışık tutacak nitelikte bir yazı. Habib, münhasıran Arap Bölgesinde Türk İslamcıların deneyimini tartışıyor. Talip Özdeş ise İslam’da savaşın gerçekliğine dair yaklaşımları ilginç çıkarımlarla ele alıyor.

Üçüncü ve beşinci bölümlerde Türk-Arap ilişkilerindeki etkileşimler örnek olay ve olgular üzerinden incelenen yazılardan oluşuyor. Bu bağlamda özellikel Türk dış politikasının son zamanmlarda Ahmet Davutoğlu’nun başını çektiği “kavram üreten” ve literatüre yeni bir doktrin sunan yanına vurgu yapan yazılar var. Örneğin Celal Muawad’ın “Yumuşak Güç Kavramını Gözden Geçirmek: Ortadoğu Bağlamının Özelliği” başlıklı yazısı ile Omair Anas’ın “Türkiye’nin Arap Dünyasındaki Yumuşak Gücü: Yükselen Trendler ve Beklentiler” başlıklı yazıları bu bağlamda ele alınabilir. Emel Güler Yılmaz ile Yalçın Yılmaz’ın Türkiye ve Ortadoğu Ülkeleri Arasında Kültürel Yakınlaşma Aracı Olarak Popüler Kültür Ürünleri Üzerine bir Değerlendirme yazıları da Ortadoğu’da popüler kültür yoluyla Türk-Arap kültürleri arasındaki iletişim ve etkileşim kanallarına ışık tutuyor. Rıfat el-Basel’in Filistin sorununda Türkiye’nin rolünü irdeleyen yazısı ile Mavi Marmara olayını ele alan Yalçın Yılmaz’ın yazıları da iliyle izlenecek yazılar.

Beşinci bölüm kültür, kimlik ve siyaset başlığı altında Türk ve Arap dünyasında özellikle kimlik eksenli tartışma ve hareketliliklere dikkat çeken yazılardan oluşuyor. Bu bölümde de Hasan Al-Hac Ali Ahmed, Ba Aziz Ali Al-Fekki, Gamze Aksan, Mehmet Kurt, Ahmet Uysal, Duygu Alptekin’in yazıları yer alıyor. Altıncı bölümde ise toplum ve siyasete dair yine Arap-islam toplumlarındaki bazı sorunlara, özellikle yönetimden, yozlaşmadan kaynaklanan sorunlar ele alınıyor. Bu bölümde Amr G. E. Sabet’in “Kötülük, Yönetim ve Kolektif Yaptırımlar: Yozlaşma Ehlileştirilebilir mi?” başlıklı yazısı bilhassa dikkat çekici. Mehmet Şişman, Aybiçe Tosun, Hüseyin Koçak ve Saddek Rabah’ın yazıları da bu bölümde yer alan yazılar. Son olarak 7. Bölümde de Yeni Türkiye’ye ve yeni Türkiye’nin özelikle dış politikasının özgünlüğüne dair önemli yazılar yer alıyor. Türk Dış Politikasının Günümüzdeki Rolünü Yeni Bir Dünya Düzeni Arayışı olarak ele alan Mısırlı akademisyen Hiba Es-Seyyid Ramadan ile Ortadoğu örneğinden yola çıkarak Türkiye’nin Dış Politikasında Çok Kollu Tahterevalli Denge Politikası gören yaklaşımıyla Muhittin Demiray’ın yazısı, İran’ın Nükleer Çalışmaları ve Türkiye’nin Sorundaki Rolünü ele alan yazısıyla

14 Mustafa Yetim & Rıdvan Kalayc’nın yazısı bu çerçevede yazılar. Türk-Arap buluşmasının bugünlerinde Türkiye’nin anayasa çalışmalarının bir hayli ilgi çektiğini biliyoruz. Bu açıdan bu kongrede bu çalışmaların ilgiyle izlendiği görülmüştü. Faruk Bilir’in 2007 Anayasa Değişikliği Çerçevesinde Türk Hükümet Sisteminin Değerlendirilmesi bu ilgiye cevap veriyor. Son olarak bu bölümde cihan Uzunçayır’ın yazısı da ulusalcılığı Türk milliyetçiliğinin yeni bir versiyonu olarak ele alıyor.

ACTCOSS’un düzenlenmesinde birçok kişi veya kuruluşun emeği ve katkısı oldu. Başta Kahire üniversitesinden Pakinem el-Sharkawi ile Irfan Abdullah ve Osmangazi Üinversitesi uluslar arası ilişkiler bölümünden Doc. Dr. Ahmet Uysal ile değerli mesai arkadaşları olarak birbirimize bir teşekkürü hak ediyoruz sanırım. Stratejik Düşünce ve Araştırma Vakfının değerli başkanı (Selahattin Yener) ile diğer vakıf üyeleri her aşamada desteklerini esirgemediler. Ayrıca ATCOSS organizasyonunda yer alan bütün SDE uzmanları, asistanları ve diğer çalışanları hummalı bir çalışmanın sonucunda bu faaliyeti el emeği göz nuruyla ortaya koymuş oldular. Bu kitabın aslı Arapça ve İngilizce olan yazılarının Türkçeye çevrilmesinde görev alan mütercimler de bir teşekkürden elbette ki fazlasını hak ediyorlar.

Bu kitabın baskısına yaptığı değerli katkıdan dolayı Keçiören Belediye Başkanı sayın Mustafa Ak’ı kültüre olan bu yatkınlığı ve desteğinden dolayı öncelikle tebrik eder sonra teşekkür ederiz.

Son olarak ATCOSS düşüncesini duyduğu andan itibaren büyük bir heyecanla destekleyen, bunun için her aşamada moral ve fiili desteğini esirgemeyen Başbakan yardımcımız sayın Prof. Beşir Atalay’a da verdiği destekten ötürü çok teşekkür ederiz. O ilk ATCOSS’un açılış konuşmasını yaptığında İçişleri Bakanı olarak takdim edilmesi Arap misafirlerimizi epeyce şaşırtmıştı. Ama kendisinin asıl mesleğinin sosyoloji olduğu öğrenildiğinde bu şaşkınlık bir takdir ve hayranlık duygusuna dönüşmüştü.

Mart ayının 17-19’unda gerçekleşmesi planlanmış olan ATCOSS 2012’nin başarılı geçmesini sonrakilerin de kolaylıkla organize edilmesiyle kalıcı hale gelmesini dilerim.


page17image64239488