"OYSA HERKES ÖLDÜRÜR SEVDİĞİNİ" KİMİ BİR AFLA, KİMİ BİR İMAR İZNİYLE, KİMİ BİR ALINMAYAN ÖNLEMLE...
26. Uluslararası Kamu Yönetimi Forumu (KAYFOR26), Trabzon, Türkiye, 24 - 26 Nisan 2025, ss.1118-1121, (Özet Bildiri)
- Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
- Basıldığı Şehir: Trabzon
- Basıldığı Ülke: Türkiye
- Sayfa Sayıları: ss.1118-1121
- Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Genişletilmiş Özet
İdare, piyasadaki firmaların tabi olduğu koşullardan ayrı kalarak kamu hizmetlerini gerçekleştirir. Bu kamu hizmetleri yerine getirilirken idare birçok işlem, eylem ve sözleşme tesis eder. İdare; işlem, eylem ve sözleşmelerini ihdas ederken kimi zaman çeşitli zararlar ortaya çıkabilir. Bu zararların idareye ilişkin anayasal ilkeler arasında yer alan "idarenin mali sorumluluğu" ilkesi kapsamında tazmin edilmeleri gene anayasada cumhuriyetin temel nitelikleri arasında sayılan "hukuk devleti" ilkesinin bir gereğidir.
1982 Anayasanın 125/7 maddesindeki "İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." hükmü ile somutlaşan idarenin mali sorumluluğu, kendi içerisinde iki alt başlıkta incelenmektedir. Bu başlıklar; kusurlu sorumluluk ile kusursuz sorumluluk şeklinde düzenlenmektedir.
Kusurlu sorumluluk; objektif, bağımsız, nesnel ve bağımsız niteliktedir. Hizmet kusuru olarak da adlandırılan kusurlu sorumluluk, anonim bir mahiyette olup, idarenin asli ve birinci derecede sorumluluk sebebidir. Doktriner olarak karşımıza hizmetin kötü işlemesi, hizmetin geç işlemesi veya hizmetin hiç işlememesi şeklinde çıkmaktadır. Kamu görevlisi ile kişisel kusurların iç içe geçtiği durumlar da kusurlu sorumluluk kapsamındadır. Bu durumlarda, davalar idareye açılıp, tazminat idareden alınmakla birlikte, rücu mekanizması işletilmektedir. Kamu görevlilerinin; kin, garez ve husumet güderek gerçekleştirdikleri kamu hizmetine yabancılaşmış kusurlar ise kapsam dışındadır. Bu tip zararlarda davalar doğrudan ilgili kamu görevlisine karşı adli yargıda açılmaktadır.
Kusursuz sorumluluk ilkesi ise idarenin bir kusurunun bulunmadığı ancak idarenin bir işlemi, eylemi ya da sözleşmelerinden kaynaklı ortaya çıkan zararların karşılanması amacıyla başvurulan bir ilkedir. Kusursuz sorumluluk; kamunun genelinin fayda sağladığı ancak küçük bir azınlığın zarar gördüğü durumların tazminine içkin, kamu külfetleri karşısında eşitlik (fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesi ve tehlike ilkesi başlıklarında tasnif edebileceğimiz bir kavramdır. Tehlike ilkesi; zararla idare arasında bir illiyet bağının bulunduğu, idarenin tehlikeli faaliyetleri ve mesleki risk ile illiyet bağı dahi aranmadan zararların tazmin edildiği terör olaylarından kaynaklı zararların tazminine ilişkin sosyal risk gibi kategorilere ayrılmaktadır.
İdarenin belirtilen bu kusurlu ve kusursuz sorumluluklarını ortadan kaldıran veya azaltan çeşitli durumlar bulunmaktadır. Mücbir sebepler, zarar görenin ve 3. kişilerin kusuru idarenin hem kusurlu hem de kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldırır veya azaltırken, beklenmeyen durumlarda ise idarenin kusurlu sorumluluğu ortadan kalkarken, kusursuz sorumluluğu devam etmektedir.
İdarenin sorumluluğunu ortadan kaldıran mücbir sebeplerin başında doğal afet durumları gelmektedir. Doğal afetler, ontolojileri uyarınca, önlenemez, öngörülemez ve dışşal nitelikte olaylardır. Genel hukuk teorisinde, belirtildiği üzere, doğal afetlerden kaynaklı zararlar mücbir sebep olarak nitelendirilerek, özel hukuk kapsamında gerçek ve tüzel kişilerin, kamu hukukunda ise idarenin tazmin sorumluluğuna hükmedilmez. Ancak bu genel kaide, her bir doğal afet durumunda idarenin sorumluluğunun ortadan kalkacağı anlamına gelmez.
Herhangi bir doğal afetin idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırabilecek mahiyette kabul edilebilmesi için içerisinde çeşitli özellikleri barındırması gerekmektedir. Bu özellikler; önlenemezlik, öngörülemezlik ve dışsallık olarak sıralanabilir. Doğal afetin mücbir sebep olarak değerlendirilebilmesi için bu unsurların bir arada bulunması gerekir.
Dışsalık kavramı ile doğal afetin, idarenin iradesi veya faaliyetlerinden kaynaklanmaması kastedilmektedir. Söz konusu doğal afet ile idare arasında organik bir bağın var olmaması gerekir. Doğal afetlerin mücbir sebep olarak nitelendirilebilmesi için bir diğer özellik; doğal afetin şiddeti, lokasyonu, zamanı ve tekrar edilebilirliğiyle ilgili daha önceden karşılaşılmamış bir mahiyette tezahür ediyor olmasının gerekliliğidir. Mücbir sebep olarak nitelendirilen olayın idare tarafından daha önceden kestirilme olasılığının bulunmaması gerekir. Bu tahmin edilemez bir nitelik arz eden olayın aynı zamanda önlenemeyecek nitelikte sonuçlar doğurması da bir diğer özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu özellik ile anlatılmak istenen, idarenin her türlü araç, ekipman, malvarlığı ve personelini tüm kapasite ile kullansa dahi sonuçların engelleyemeyecek oluşudur.
İdarenin doğal afetler öncesinde veya sonrasındaki eylem veya eylemsizlikleri, doğal afet sonrası aldığı veya almadığı tedbirlerden kaynaklı oluşan zararlar sorumluluk ilkeleri kapsamında tazmin edilebilecek bir niteliktedir. Bir başka ifadeyle, doğal afet niteliğindeki olay sıralanan şartları taşısa dahi; idarenin doğal afet öncesi yükümlülüklerini yerine getirmemesinden veya idarenin doğal afet sonrası, arama ve kurtarma hizmetlerinden doğan sorumlulukları da bulunmaktadır. Bu çalışmada da hangi doğal afet durumlarının mücbir sebep kapsamında değerlendirilebileceği, hangilerinin ise idarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluğu kapsamında tasnif edileceği, ortak ilkeler ve Danıştay içtihatları esas alınarak açıklanmış, idarenin sorumluluğu kavramı ile illiyet bağı analiz edilmiştir.
Çalışmada idarenin sorumluluğuna ilişkin yargı kararları belirlenerek, doğal afetler özelinde bir tarama yapılmıştır. Karşılaştırmalı bir yöntem izlenmesinden hareketle, Danıştayın hangi durumlarda idarenin sorumluluğuna cihet ettiği, doğal afetlerden kaynaklı olay örnekleri baz alınarak tasnif edilmiştir. Tasnif yapılırken idarenin sorumluluğunu ortadan kaldıran; mücbir sebepler, 3. kişilerin kusuru, zarar görenin kusuru ve belli açılardan beklenmeyen durumlardan kaynaklı meydana gelen zararlar ayrıştırılmıştır. Dışsal nitelikteki, öngörülme ihtimali bulunmayan ve herhangi bir şekilde önlenme şansı bulunmayan vakalar bu çalışmanın kapsamı dışına alınmıştır.
Özetle çalışma; doğal afet durumlarından kaynaklı meydana gelen zararlarda, idarenin sorumluluğu konusunu incelemektedir. Çalışmada öncelikle idarenin sorumluluğu kavramı anlatılarak; kusurlu sorumluluk ve kusursuz sorumluluk ilkeleri açıklanmıştır. Bu ilkelerin kendi içerisindeki alt başlıkları örneklendirilerek, doğal afetlerden kaynaklı meydana gelen zararlarla ilişkilendirilmiştir. İdarenin doğal afetlerden kaynaklı meydana gelen zararlarda hangi durumlarda sorumluluğun olduğu, bu sorumluluğun türü, hangi durumlarda ise sorumluluğun ortadan kalktığı açıklanarak, doğal afetlerden kaynaklanan idarenin sorumluluğu, içtihatlar ışığında analiz edilmiştir. İdarenin hukuka aykırı işlem, eylem veya sözleşmeleri, kötü veya geç işleyen kamu hizmeti örnekleri, idarenin eylemsizliklerinden kaynaklı zararlar çalışmanın merkezine alınarak, sayılan örneklerin sebebiyet verdiği zararlardan kaynaklı idarenin sorumluluğuna ilişkin ortak ilkeler belirlenmesi amaçlanmıştır.
Anahtar Kelimeler: İdarenin Sorumluluğu, Kusurlu Sorumluluk, Kusursuz Sorumluluk, Doğal Afet, Mücbir Sebep.
The administration provides public services by remaining separate from the conditions to which companies in the market are subject. Administration; Various damages may sometimes occur while creating transactions, actions and contracts. Article 125/7 of the Constitution states: "The administration is obliged to pay the damages arising from its own actions and transactions." It is in the form. The financial responsibility of this administration is examined under two subheadings. These titles; It is regulated as faulty liability and strict liability.
Faulty liability; objective, independent, objective and independent. Defective liability, also called service defect, is of an anonymous nature and is the primary and primary cause of responsibility of the administration. The principle of strict liability is a principle that is applied to compensate for damages arising from a transaction, action or contract of the administration, even though the administration is not at fault. Strict liability; It is a concept that we can classify under the headings of equality in the face of public burdens (equalization of sacrifice) and the principle of danger.
Natural disasters, according to their ontology, are unpreventable, unpredictable and external events. In general law theory, damages arising from natural disasters are considered as force majeure, and the compensation liability of natural and legal persons within the scope of private law, or of the administration in public law, is not ruled.
This study; It examines the issue of responsibility of the administration in damages caused by natural disasters. The responsibility of the administration arising from natural disasters has been analyzed in the light of jurisprudence by explaining in which cases the administration is responsible for damages caused by natural disasters, the type of this responsibility, and in which cases the responsibility is eliminated.
Keywords: Liability of the Administration, Faulty Liability, Strict Liability, Natural Disaster, Force Majeure.