SÜRDÜRÜLEBİLİR ANAYASACILIK VE MÜZAKERECİ DEMOKRASİ ÇERÇEVESİNDE KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUĞUN SİYASAL YANSIMALARI VE HUKUKİ ANLAMI


Yüksel A. G.

Adalet Dergisi, sa.77, ss.653-694, 2026 (TRDizin)

  • Yayın Türü: Makale / Tam Makale
  • Basım Tarihi: 2026
  • Doi Numarası: 10.57083/adaletdergisi.2050111
  • Dergi Adı: Adalet Dergisi
  • Derginin Tarandığı İndeksler: TR DİZİN (ULAKBİM)
  • Sayfa Sayıları: ss.653-694
  • Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Kurumsal sosyal sorumluluğun geleneksel olarak şirketlerin gönüllü etik tercihleri ve toplumsal katkıları ekseninde ele alınması, şirketlerin kamusal politika oluşturma, insan haklarının korunması ve küresel yönetişim süreçlerinde artan etkisini açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Bu dönüşüm, kurumsal sosyal sorumluluğun siyasal yansımalarını ifade eden siyasal kurumsal sosyal sorumluluk (Political Corporate Social Responsibility – PCSR) kavramını gündeme getirmekte ve kavramın kamu hukuku bakımından taşıdığı anlamın incelenmesini gerekli kılmaktadır. Bu çalışma, PCSR’nin anayasal demokrasilerde demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarının sürdürülebilirliği bakımından nasıl bir işlev üstlenebileceğini araştırmaktadır. Bu amaçla sürdürülebilir anayasacılık, hem sürdürülebilir kalkınma, çevresel anayasacılık ve yeşil anayasacılık kavramlarıyla bağlantılı bilinen anlamıyla hem de anayasal sistemin, demokrasinin, hukuk devletinin ve insan hakları korumasının sürdürülebilirliğini kapsayan daha geniş anlamıyla ele alınmaktadır. PCSR ayrıca müzakereci demokrasinin katılım, gerekçelendirme ve hesap verebilirlik eksenindeki yaklaşımı ile insan haklarına ilişkin yükümlülüklerin değişen görünümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Çalışmanın temel tezi, PCSR’nin devletin insan hakları alanındaki birincil yükümlülüğünü ortadan kaldıran veya özel aktörlere devreden bir model olarak değil; özel aktörlerin kamusal etkisini hukuken görünür, tartışılabilir ve sınırlandırılabilir hâle getiren tamamlayıcı bir kamu hukuku çerçevesi olarak anlaşılması gerektiğidir. Bu doğrultuda çalışma, göç, iklim, çalışma hayatı ve sosyal güvenlik gibi temel politika alanlarında devlet, özel aktörler ve yerel yönetimler arasındaki ilişkilerin hukuki ve siyasal boyutlarını kavramsal ve normatif bir hukuk yöntemiyle incelemektedir.
Corporate social responsibility (CSR) has traditionally been understood in terms of companies’ voluntary ethical choices and contributions to society. This understanding, however, has become insufficient to explain the growing influence of corporations on public policy-making, the protection of human rights, and processes of global governance. This transformation has brought to the fore the concept of political corporate social responsibility (PCSR), which captures the political implications of corporate social responsibility and calls for an examination of its significance from a public law perspective. This article explores the role that PCSR may play in sustaining democracy, the rule of law, and human rights within constitutional democracies. To this end, sustainable constitutionalism is considered both in its more established meaning, associated with sustainable development, environmental constitutionalism, and green constitutionalism, and in a broader sense encompassing the sustainability of the constitutional system, democracy, the rule of law, and the protection of human rights. PCSR is further examined through the participatory, justificatory, and accountability-oriented perspective of deliberative democracy, as well as in light of the changing forms of human rights obligations. The central argument of the article is that PCSR should not be understood as a model that removes the state’s primary human rights obligations or transfers them to private actors, but rather as a complementary public law framework that renders the public influence of private actors legally visible, open to deliberation, and subject to limitation. Accordingly, the article employs a conceptual and normative legal methodology to examine the legal and political dimensions of the relationships among the state, private actors, and local authorities in key policy areas such as migration, climate, working life, and social security.