Auguste Comte’un Din Teorisinde İslam: Oryantalist Önyargılardan İnsanlık Dini’nin Öncülüğüne


Creative Commons License

Ünsal R., Tanı Ünsal R. N.

Rize ilahiyat dergisi, sa.32, ss.209-226, 2026 (TRDizin)

  • Yayın Türü: Makale / Tam Makale
  • Basım Tarihi: 2026
  • Doi Numarası: 10.32950/rid.1833813
  • Dergi Adı: Rize ilahiyat dergisi
  • Derginin Tarandığı İndeksler: Arab World Research Source, Academic Search Ultimate (EBSCO), Central & Eastern European Academic Source (CEEAS), Directory of Open Access Journals, TR DİZİN (ULAKBİM)
  • Sayfa Sayıları: ss.209-226
  • Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
  • Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Bu çalışma, sosyolojinin kurucu isimlerinden Auguste Comte’un din anlayışını ve özel olarak İslam dini hakkındaki düşüncelerini ele alarak sosyoloji tarihi ve din sosyolojisi açısından alana katkı sunmayı amaçlamaktadır. Çalışma, Comte’un din sosyolojisi ve İslam hakkındaki düşüncelerini teorik bağlamda ele alan, kavramsal çözümleme yöntemine dayalı bir incelemedir. Din, Comte’un sosyolojisinde ve kişisel hayatında her zaman vazgeçilmez olmuştur. Zira Comte’a göre din, toplumsal hayatı düzenleyen en önemli kurumların başında gelir. Ancak pozitivist bir gelecekte geleneksel dinlere yer yoktur. Bunun yerine, toplumsal bütünlüğü ve evrenselliği sağlayacak olan “İnsanlık Dini” ya da “Pozitif Din” var olabilecektir. Comte, seküler bir görünüm arz eden bu kurguda, İnsanlık Dini’nin öncüleri olarak kabul ettiği İslamiyet ve Katoliklik ile özellikle ilgilenmiştir. O, Katoliklik ile İslam’ı Roma mirasını paylaşan, birbirlerinin hem zıttı hem de eksikliklerini tamamlayan diyalektik bir ortaklık içinde görmektedir. Evrensellik iddialarını kaybederek çözülme sürecine giren bu iki dinin ardından, pozitivizm evrensel dini oluşturmaya başlamıştır. Bu süreçte Comte’un İslam hakkındaki düşünceleri sabit kalmamış, pozitivist sistemin iç evrimiyle paralel olarak köklü bir kırılma yaşamıştır. Erken dönemindeki Avrupa-merkezci önyargılarını geç döneminde itiraf ederek İslam’ı İnsanlık Dini’nin en önemli “öncü prototipi” ve doğuda pozitivizmi tek başına hazırlayabilmiş olan din olarak kabul etmiştir. Bu doğrultuda İslam'ın teolojik sadeliği, Doğu toplumlarının yıkıcı bir metafizik evreye uğramadan doğrudan pozitif aşamaya geçmesini sağlayan bir gelenek-modernite köprüsü işlevi görmektedir. Ayrıca Comte, İnsanlık Dini’nin pratiklerini kurgularken İslam’dan doğrudan esinlenmiş ve bunları açıkça dile getirmiştir. Bu çerçevede İslam’ın sosyal ve siyasal yönleriyle pozitivizme geçişte oynadığı potansiyel rolün ortaya konulması, din sosyolojisi ve sosyolojik düşünce açısından dikkate değer bir özgünlük sunmaktadır.