Different Interpretations of Abū Ḥanīfa: The Ḥanafī Jurists and the Ḥanafī Theologians


Creative Commons License

Demir A.

IV. Uluslararası Şeyh Şaban-ı Velî Sempozyumu (Hanefîlik – Mâturîdîlik (05-07 Mayıs 2017), Kastamonu, Turkey, 5 - 07 May 2017, vol.1, pp.643-658

  • Publication Type: Conference Paper / Full Text
  • Volume: 1
  • City: Kastamonu
  • Country: Turkey
  • Page Numbers: pp.643-658

Abstract

Since the spread of Islam in Transoxiana, religious understandings based on the opinions of Abu Hanīfa have always been dominant. It was not possible to become strong and influential in the region for other understanding which have been considered opposite to Abu Hanīfa‟s opinions. That Nejjāriyya and Karrāmiyya could not be perennial in the region may be an example of this case. Similarly, Māturīdiyya, which benefit from Abu Hanīfa‟s treatises of creed and his rational method, in the years of Imam Māturīdī and Abu al-Muīn al-Nasafī could not get the support of masses adequately since Māturīdiyya is assumed opposite to the prevailing imaginations about Abu Hanīfa. Moreover, Hanafi jurists, who were influential not only on people but also on city administrations, and Hanafi theologians, who used to be fed with a theological method led by Māturīdī, did not come to an agreement on the understanding Abu Hanīfa. Hanafi jurists who benefited mostly from juridical sources and manāqib works were thinking different from Hanafi theologians whose opinions regarding the legitimacy of the science of Kalām, responsibility of people of fatrat, and creation of faith are based on the treatises of Abu Hanīfa. Hanafi jurists defended various issues such as that faith is not created, the divine attributes found in the Quran and the hadith should not be interpreted, responsibility to believe in the Creator without invitation of a prophet but with a rational investigation does not begin, the people of fatrat cannot be held responsible, and Abu Hanīfa renounced dealing with the science of Kalām in the last years of his life. These jurists confirm Abu Hanīfa‟s views regarding some issues such as that a definition of faith does not include deeds and that faith neither increases nor decreases, while they condemn discussions on these issues by applying theological methods that excess the limits of the treatise of creed. While Hanafi theologians who adopt the religious views of Imam Māturīdī of Samarkand, recognize for the intellect an independent role on reaching knowledge, Hanafi jurists known as Imams of Bukhara recognize an authority of the intellect on understanding and interpretation of the tradition (naql) only. This case is seen clearly on opinions of the sides concerning the religious responsibility of the people of fatrat. When these debates on the Kalām and jurisprudence are taken into consideration in general, it will be understood that this difference identified with these two cities stems from a methodological difference on the epistemological values of the intellect and the tradition (naql). Māturīdiyya is a school of faith constituted by Hanafi theologians who affirm necessity and significance of the science of Kalām. It is possible to say that Hanafi jurists did not contribute to constitute of this school rather tried to prevent it. The results acquired show that Hanafi jurists lived in Transoxiana differ from each other because of their different understandings of Abu Hanīfa. In the historical process extending today it is evident that instead of Māturīdiyya, which is the understanding of Hanafi theologians, the religious views and Abu Hanīfa understanding of Hanafi jurists have been prominent and effective. 

Mâverânnehir‟de Ġslâm‟ın yayılmasından itibaren her dönemde Ebû Hanîfe‟nin fıkhî ve itikādî görüĢlerine dayanan din anlayıĢları güçlü oldu. Onun görüĢlerine aykırılık taĢıdığı düĢünülen dinî telakkilerin ise halk nazarında güçlenmesi ve bölgede uzun süreli etkili olması mümkün olamadı. Neccârilik ile Kerrâmilik‟in bölgede kalıcı olamaması buna örnek verilebilir. Benzer Ģekilde Ebû Hanîfe‟nin akāid risâlelerinden ve akılcı yönteminden beslenen Mâtürîdîlik‟in gerek Ġmam Mâtürîdî ve gerekse Ebü‟l-Muîn en-Nesefî‟nin hayatta olduğu yıllarda yaygın olan “Ebû Hanîfe tasavvuruna” aykırı görülmesi nedeni ile geniĢ bir halk desteğine ve baskın bir konuma ulaĢamadı. Zira bölgede halk üzerinde açık bir otoriteye sahip olan hatta Ģehir idarelerine yön veren Hanefî fakihler ile Mâtürîdî‟ninn öncülüğünü yaptığı kelâm yöntemini kullanan mütekellim Hanefîler‟in Ebû Hanîfe anlayıĢları tam olarak uyuĢmamaktaydı. Daha çok fıkhî kaynaklar ile menâkıb eserlerinden beslenen fakih Hanefîler, kelâm ilminin dinî meĢruiyeti, fetret ehlinin yükümlülüğü ve imanın yaratılmıĢlığı gibi konularda Ebû Hanîfe‟nin risâlelerine dayanan mütekellim Hanefîler‟den farklı düĢünmekteydi. Fakih Hanefîler, imanın mahlûk olmadığını, haberî sıfatların te‟vil edilmemesinin daha doğru olduğunu, peygamberin daveti olmadan sadece akla dayanılarak yüce bir yaratıcıya inanma yükümlülüğünün baĢlamayacağını, fetret ehlinin sorumlu tutulmayacağını ve Ebû Hanîfe‟nin âhir ömründe kelâmla meĢguliyeti terk ettiğini savunmaktaydı. Bu kiĢiler, iman tanımına amelin dâhil olmadığı ve imanın artıp eksilmeyeceği gibi konularda Ebû Hanîfe‟nin itikādî görüĢlerini benimsemekle birlikte, akāid risâlesi muhteviyatını aĢacak Ģekilde bu konularda konuĢulmasını yani kelâmî faaliyetleri mekruh kabul etmekteydi. Semerkantlı Ġmâm Mâtürîdî‟nin din anlayıĢını benimseyen mütekellim Hanefîler ise akla kendi alanında bilgiye ulaĢmada bağımsız bir rol tanırken; Buhara imamları olarak atıf yapılan fakih Hanefîler, akla sadece nakil bağlamında anlama ve yorumlama yetkisi tanımaktadır. Bu husus, fetret ehlinin dini yükümlülüğü konusunda tarafların ortaya koydukları görüĢlerde açıkça görülebilmektedir. Kelâm ve fıkha dair bu tartıĢmaların geneline bakıldığında, her iki Ģehir özelinde ortaya çıkan bu farklılığın, aklın ve naklin bilgi değeri konusundaki metodolojik farklılığa dayandığı anlaĢılır. Mâtürîdîlik, kelâm ilminin önemli ve gerekli olduğunu düĢünen mütekellim Hanefîler‟in gayretleri sonucunda teĢekkül etmiĢ itikādî bir mezheptir. Bu ekolün ortaya çıkmasına fakih Hanefîler‟in yeterince katkı sunmadığı hatta, engel bile oldukları söylenebilir. Zira ulaĢılan sonuçlar, Mâverâünnehir bölgesindeki Hanefî fakihlerin farklı Ebû Hanîfe tasavvurlarına sahip olmaları nedeni ile ayrıĢtıklarını göstermektedir. Günümüze uzanan tarihsel süreçte, mütekellim Hanefîler‟in din anlayıĢı olan Mâtürîdîliğin değil, fakih Hanefîler‟in din anlayıĢının ve Ebû Hanîfe tasavvurunun etkin olduğu açıktır.