Illness as a divine punishment in the Hittite Empire


Kurşun Cengiz P.

Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi / International Journal of Human Sciences, vol.20, no.1, pp.99-117, 2023 (Peer-Reviewed Journal)

Abstract

The Hittites, who were a political authority in the Anatolian II. millennium BC, not only changed the course of history, but also left deep traces in the history and culture of ancient Anatolia, Mesopotamia and Egypt. As in other ancient societies, religion was at the center of life in the Hittites, and it was the determining and shaping element of many issues from politics to economy, from daily life to relations with other nations. When they came to Anatolian lands, they added the gods of the local Anatolian peoples and the gods of the places they later conquered to the gods they brought with them, and as a result, they had a wide pantheon of gods, feasts and rituals. Since they think of the gods as human-shaped in their mental world, they assume that they have needs just like humans, and they take it upon themselves to serve the gods, make up for their deficiencies and entertain them. The Hittites thought that as long as the slave served his master and received security, shelter and food in return, they would be rewarded with peace, abundance, fertility, health and victory as long as they served the gods and kept them pleasant. In the opposite case; performing acts prohibited by the gods, such as a wrong or defect in the service that should be rendered to the gods, such as ill-treatment in case the slave does wrong or delays the work, not performing the feasts on time, not being well-fed or clean, not paying attention to cleanliness, will of course bring along various punishments. In line with this belief, the gods came to their minds in all kinds of negativity that the Hittites experienced, and they did not think that there could be any other reason. So just as health, wellness and longevity are a blessing from the gods; Physical and mental illnesses are also deserved punishments. What needs to be done at this point is what was done wrong, and which god was angry with it. At this point, what needs to be done is to make various prophecies and make fortune-tellings by applying to the gods in order to determine what has been done wrong, which god is angry and what can calm the god. After the necessary determinations are made, in order to return to the old healthy days, prayers should be offered to the gods, sacrifices should be made, and mercy and forgiveness should be asked. In this study, which was prepared to reveal that diseases were perceived as a method of divine punishment in the Hittite Empire, cuneiform text translations were used. In this respect, firstly, the prophecy texts related to the subject were evaluated, then the prayer and ritual texts were examined, and the relevant parts of the texts were shared with the reader. As a result, the accuracy of the idea put forward has been determined from the examined texts and it has been clearly understood from the mentioned texts that they hold the gods responsible for the individual and social diseases that people suffer from (Extended English summary is at the end of this document)   Özet M.Ö. II. binyıl Anadolu’sunda siyasi bir otorite varlık gösteren Hititler, hem tarihin seyrini değiştirmişler hem de antik Anadolu, Mezopotamya ve Mısır tarih ve kültüründe derin izler bırakmışlardır. Diğer antikçağ toplumlarında olduğu gibi Hititlerde de din, hayatın merkezinde yer almış siyasetten ekonomiye gündelik yaşamdan diğer milletlerle kurulan ilişkilere kadar birçok konunun belirleyici ve şekillendirici unsuru olmuştur. Anadolu topraklarına geldikleri zaman yanlarında getirdikleri tanrılara yerli Anadolu halklarının tanrılarını ve daha sonra fethettikleri yerlerin tanrılarını da eklemişler, netice olarak geniş bir tanrı panteonuna, bayram ve ritüel birikimine sahip olmuşlardır. Zihin dünyalarında tanrıları insan biçimli olarak düşünmeleri sebebiyle onların da insanlar gibi ihtiyaçları olduğunu var sayarak tanrılara hizmet etmeyi, eksiklerini gidermeyi ve eğlendirmeyi kendilerine vazife edinmişlerdir. Hititler, kölenin efendisine hizmet etmesi ve karşılığında güvenlik, barınak ve yiyecek alması gibi tanrılara hizmet ettikçe ve onları hoş tuttukça karşılığını barış, bolluk, bereket, sağlık ve zaferle alacaklarını düşünmüşlerdir. Bunun tam tersi olduğu durumda; kölenin işleri yanlış yapması veya aksatması halinde karşılaşacağı kötü muamele gibi tanrılara sunulması gereken hizmette bir yanlışlık veya eksiklik olması, bayramların vaktinde icra edilmemesi, kurbanların ve adakların besili veya temiz olmaması, temizliğe önem verilmemesi gibi tanrılar tarafından yasaklanan eylemlerin yapılması elbette çeşitli cezalandırmayı beraberinde getireceğine inanmışlardır. Bu inanç doğrultusunda, Hititlerin yaşadıkları her türlü olumsuzlukta akıllarına tanrılar gelmiş bunun dışında bir gerekçe olabileceğini düşünmemişlerdir. O halde nasıl ki sağlık, sıhhat ve uzun ömür tanrılardan gelen bir lütuftur; fiziksel ve ruhsal hastalıklar da hak edilmiş cezalardır. Bu noktada yapılması gereken ise neyin yanlış yapılmış olduğunu, buna bağlı olarak hangi tanrının öfkelendiğini ve tanrıyı neyin sakinleştirebileceğini tespit edebilmek için yine tanrılara başvurarak çeşitli kehanetlerde bulunmak ve fallar baktırmaktır. Gerekli tespitler yapıldıktan sonra ise eski sağlıklı günlere dönebilmek için tanrılara dualar edip kurbanlar sunulmalı ve adaklar adanarak merhamet ve af dilenmelidir. Hitit İmparatorluğu’nda hastalıkların ilahi bir cezalandırma yöntemi olarak algılandığını ortaya koymak amacıyla hazırlanan bu çalışmada çivi yazılı metin tercümelerinden faydalanılmıştır. Bu bakımdan ilk olarak konu ile alakalı kehanet metinleri değerlendirilmiş, ardından dua ve ritüel metinleri incelenmiş ve metinlerin ilgili kısımları okuyucuyla paylaşılmıştır. Netice olarak, irdelenen metinlerden ortaya atılan fikrin doğruluğu tespit edilmiş olup bahsi edilen metinlerden insanların muzdarip oldukları bireysel ve toplumsal hastalıklardan tanrıları sorumlu tuttukları net bir biçimde anlaşılmıştır.