Compulsory Expertise in Classical Period Ottoman Law
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, vol.28, no.1, pp.39-70, 2024 (TRDizin)
- Publication Type: Article / Article
- Volume: 28 Issue: 1
- Publication Date: 2024
- Doi Number: 10.60002/ebyuhfd.1461331
- Journal Name: Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
- Journal Indexes: TR DİZİN (ULAKBİM)
- Page Numbers: pp.39-70
- Open Archive Collection: AVESIS Open Access Collection
- Ankara Yıldırım Beyazıt University Affiliated: Yes
Abstract
The study examines “compulsory expertise” observed in Ottoman law from the establishment to the Tanzimat. The study has a relatively original character with the claim that there was “compulsory expertise”. It’s possible to list the results as follows: compulsory expertise means that the qadi must “absolutely” consult an expert when making a decision. Compulsory expertise and expert opinions being "discretionary evidence" do not contradict each other. Based on Sharia sources such as fiqh books and örfi sources such as qanunname it’s understood that it’s mandatory to apply to an expert on defective goods, border disputes, narh, legal liability of the animal owner, determination of land register in inheritance law. There are two types of compulsory expert practices. In “compulsory expertise on the issue”, qadi is required to consult an expert depending on the subject of the dispute. In practice, the most common issue in this regard occurs in defective slaves. In “procedural compulsory expertise”, Dîvân-ı Hümayûn or other higher judicial authority directs the judge to resolve the case by applying to an expert. In conclusion, compulsory expertise can be mentioned as a method that can be used even today, with its potential to support access to fast and reliable justice.
Keywords: Expertise, Compulsory expertise, Imperial Court (Dîvân-ı Humayûn), Qadi records, Classical period, Ottoman law.
Çalışma, kuruluş döneminden Tanzimat dönemine kadar olan süre içerisinde Osmanlı hukukunda gözlemlenen zorunlu bilirkişilik kurumunu incelemektedir. Zaman dilimi olarak klasik döneme odaklanılmıştır. Ülkedeki genel çerçeveyi gözlemlemek için tek bir yer değil mevzu ile ilgili bilgiye ulaşılan tüm bölgeler kapsam dâhilinde tutulmaktadır. Çalışma, vardığı neticeler, incelediği zaman dilimi ve bilirkişiliğin “zorunlu tutulduğu iddiası” ile nispeten özgün bir karakteri haizdir. Varılan neticeleri şu şekilde sıralamak mümkündür: Zorunlu bilirkişilik, kadının hüküm kurarken “mutlaka” bilirkişiye başvurması gerektiği, aksi halde hükmünün geçerli olmayacağı manasını taşımaktadır. Zorunlu bilirkişilik ile bilirkişi görüşlerinin “takdiri delil” olması birbirine tezat teşkil etmemektedir. Fıkıh kitapları, fetva mecmuaları gibi şer’i kaynaklar ve kanunname, buyruldu gibi örfi kaynaklardan yola çıkarak; ayıplı mal, sınır uyuşmazlıkları, narh, hayvan sahibinin hukuki sorumluluğu, tapu hakkının belirlenmesi konularında bilirkişiye başvurunun zorunlu olduğu anlaşılmaktadır. İki tür zorunlu bilirkişilik uygulaması mevcuttur. “Esasa ilişkin zorunlu bilirkişilik”te, uyuşmazlığın konusuna göre kadının mutlaka bilirkişiye başvurması söz konusudur. Bu konuda uygulamada en sık görülen konu ayıplı kölelerde karşımıza çıkmaktadır. “Usuli zorunlu bilirkişilik”te, Dîvân-ı Hümâyun veya diğer üst yargı mercii, kadıya vakanın bilirkişiye başvurarak çözümlenmesini direktife etmektedir. Zorunlu bilirkişilik ile ilgili hukuk kuralları ile pratiğinin klasik dönem Osmanlısında kural olarak uyumlu olduğu gözükmektedir. Netice itibariyle zorunlu bilirkişilik, hızlı ve güvenilir adalete ulaşmaya destek olması potansiyeli ile günümüzde dahi başvurulabilecek bir yöntem olarak zikredilebilir.
Anahtar Kelimeler: Bilirkişilik, Zorunlu bilirkişilik, Ehl-i hibre, Ehl-i
vukuf, Dîvân-ı Hümayûn, Kadı Sicilleri, Klasik Dönem, Osmanlı hukuku.