IX. Hukuka Felsefi ve Sosyolojik Bakışlar Sempozyumu, İstanbul, Turkey, 02 October 2019, pp.11, (Summary Text)
Hollandalı düşünür Johan Huizinga, oyunun kültür üzerindeki rolünü ele aldığı Homo Ludens isimli
eserinde oyunun doğasına ilişkin tespitlerde bulunarak kültür yaratıcı işlevi üzerine odaklanmaktadır.
Oyun kültürden eskidir ve hukuk, savaş, felsefe, sanat ve siyaset gibi pek çok alan ile arasında doğrudan
ilişki bulunmaktadır. Gündelik hayatın dışında şekillenme, kendi mekânsal alanının sınırları içerisinde
cereyan etme, yarışma fikrini içerme, düzen yaratma, özgür ve kurmaca bir alan olma gibi çeşitli
özellikleri içerisinde barındıran oyunsallık, hukukta kendisini en belirgin şekliyle dava süreçlerinde
gösterir. Yaklaşımını Antik Yunan’dan Eskimolara kadar çeşitli tarihsel ve kültürel verilerle
destekleyen Huizinga modern dönemle birlikte oyunun kültür üzerindeki etkilerinin kaybolmaya
başladığını dile getirmektedir. İkinci Dünya Savaşının hemen öncesinde 1938 yılında yayımladığı
kitabında, hukuk ile oyun arasındaki bağın kopmasını özellikle uluslararası hukuktaki ‘ahde vefa’
ilkesine aykırılığa dayandırarak ‘oyunbozanlık’ kavramıyla açıklamaktadır. Huizinga’ya göre modern
kültür artık oynamamakta ve oynuyormuş gibi göründüğünde ise hile yapmaktadır. Halbuki gerçek bir
kültür oyunsal içeriği olmadan varlığını sürdüremez. Peki oyunun modern dönemle birlikte gündelik
hayatta işlevi gerçekten azalmış mıdır? ‘Kurmaca’ ile ‘gerçeklik’ arasındaki salınımda modern yaşamın
ciddiyeti bizi oyundan uzaklaştırmakta mıdır? Yahut oyun olgusu hukukta farklı formlar altında
karşımıza çıkıyor olabilir mi? Çalışmamızda oyunsallığın ve oyunbozanlığın modern yargılama
süreçlerindeki farklı görünümlerine yönelik bir inceleme gerçekleştirilerek belirtilen sorulara
cevaplar aranmaya çalışılacaktır.